Serhat Güvenç yazdı: Avrupa güvenliğini konuşmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

1990’da Körfez Krizi sırasında Türkiye’nin izlediği “aktif” bir dış politika statüko yanlısı çizgiden bir sapma olarak görülüyordu. “Aktif” politikanın mimarı ve uygulayıcısı Cumhurbaşkanı Özal’a bu sapmanın nedeni sorulduğunda, “Bu kez menüde değil, sofrada yer almak istiyoruz” yanıtı verdiği aktarılır. Yani krizler/savaşlar sonrası kurulan müzakere masalarında ya öznesinizdir ya da nesne. Geçtiğimiz hafta German Marshall Fund (GMF) adlı düşünce kuruluşunun web sayfasında Marcus Kaim imzasıyla “Europe’s Voice is Absent in the Discussions on European Security” (Avrupa Güvenliği Tartışmalarında Avrupa’nın Sesi Yok) başlıklı bir yayınlandı. Gerçi geçtiğimiz hafta Rusya ve “Batı” arasında yoğun bir müzakere trafiğine sahne oldu. NATO ve AGİT çerçevesinde, Avrupa ülkeleri ABD-Rusya odakli görüşmelere katılma imkânı buldular. Ama bir kez daha ortaya çıktı ki Avrupa güvenliği konusunda son söz Vaşington ve Moskova tarafından söylenecek.

Özal’ın ifadesiyle Avrupa ülkeleri sofrada değil, menüde yer alıyorlar. Avrupa güvenliği yeniden tasarlanırken bile nesne olmaktan çıkıp özne olamadıkları bir kez daha ortaya çıktı. Bu fiili durum Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in hanesine yazılması gereken bir diplomatik başarı. Soğuk Savaş’ı izleyen 30 yılın 20 yılında Rusya’yı yöneten Putin, sonunda istediğini elde etti. Bir süpergüç bakiyesi de olsa Rusya’nın ABD’ye siyaseten denkliğini kabul ettirebilmek için inatla, ısrarla uğraştı. Rusya’nın dünya meselelerinde öncelikleri ve kaygıları göz ardı edilebilecek bir aktör olmadığını her fırsatta dile getirdi. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz o ayrı konudur. Ancak başından beri niyetlerini saklamadan, tutarlı biçimde dile getirdi. Pandemi şartlarında çevrimiçi gerçekleştirilen toplantılarda Rusya konusunda Avrupalı ve Amerikalı gözlemciler, zamanında Rusya’yı ciddiye almayarak hata edildiğini itiraf ediyorlar. Hatta 2007’de çok yankı uyandıran Münih Güvenlik Konferansı’nda niyetlerini açıkça dile getirmiş olmasına rağmen dahi ciddiye alınmamış olması dikkat çekici.

Şurası bir gerçek Rusya sırf elindeki imkânlara dayanarak kendisine böylesine bir diplomatik manevra alanı yaratamazdı. Üç dış etmen Putin’in işini kolaylaştırdı. Bunlardan ilki Amerikan kibiridir (hubris demek daha doğru herhalde). Amerikan çıkarları lehine tıkır tıkır işleyen bir uluslararası düzenin altını 11 Eylül sonrası kendi elleriyle oydu ABD yönetimleri. Bir yüzyıl daha Amerikan hakimiyeti peşinde koşarken, 20 yılda ellerindeki yumuşak ve sert güç potansiyelini müsrifçe savurdular. Ortada liderlik yapacak bir ABD bırakmadılar. İkinci neden Avrupa’nın stratejik körlüğüdür. Bu konu uzun uzadıya irdelenmeyi hak eder. Ama sadece Türkiye’nin AB yolculuğunun vardığı nokta dahi bir fikir vermeye yetiyor. Soğuk Savaş sonrası, güvenlik yerine refaha daha fazla kaynak ayırmak, yani “barış temettüsü”nden yararlanmak Avrupa’ya tatlı geldi. Sanırım artık hissedarlara dağıtılacak temettü kalmadı.  Stratejik körlüğün bir diğer tezahürü de güvenlik denince Avrupa’da ilk akla gelenin “düzensiz göç” olması. Son neden ise ABD yüksek maliyetli, düşük getirili denizaşırı maceradan maceraya koşar, Avrupa çevresine yüksek duvarlar örerken, Çin’in fırsattan istifade ekonomik ve askeri bakımdan güçlenmesidir. Washington’a Çin’i nasıl dengelerim diye eksen kaydırırken, Putin, Avrupa güvenliğini ABD ve Rusya arasında tartışılacak bir konuya dönüştürdü bile. Putin’in masaya getirdiği talebi, yani 1997’deki durumu dönmeyi kabul etmek elbette mümkün değil elbette.

İşin sonunda Rusya Ukrayna’yı işgal edebilir mi? Muhtemelen eder. Böyle bir işgalin sonuçlarına dair bir sürü senaryo tartışılıyor. Putin’in derdi Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemek. Ama bu arada başka komşularını NATO üyeliğine daha çok yaklaştırdığı da bir gerçek. Geçen hafta Amiral Starvridis, Soğuk Savaş’ın tarafsız ülkeleri Finlandiya ve İsveç’i NATO’ya üye olabileceklerini ve bunun için uzun bir Üyelik Eylem Plan’ına gereksinim olmadığını yazdı. Eski NATO başkomutanı diyorsa, ciddiye almada yarar vardır diye düşünüyorum. Putin, Rusya’yı NATO ile sınırdaş yapmayayım derken, Finlandiya NATO üyesi olursa başı ağrıyabilir. Bir haylidir Yeni Soğuk Savaş sözleri dolaşımdaydı ama hiç bu kadar güçlü işaretleri yoktu. Bugün varılan noktanın gerçekten yeni bir Soğuk Savaş’a dönüşme ihtimali her zamankinden daha güçlü duruyor. Ve odağında yine Avrupa kıtası olacak. Hoş geldin uzun ve soğuk kış.

Serhat Güvenç’in önceki yazıları:

NATO genişlemesi ve Rusya’nın gecikmeli tepkisi

NATO’nun 70 yıllık müttefiki

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus