Edgar Şar yazdı: Muhalefet Peker ifşaatına karşı 17-25 Aralık’tan ders aldı mı?

Sedat Peker’in ifşaları tekrar gündemi belirlemeye başladı. Video çekmese de tweet dizileriyle elindeki “cephane”yi yavaş yavaş kullanmaya başlaması ve özellikle de seçimden iki ay önce ifşalarına hız katacağını belirtmesi, Peker’in temel stratejisini Cumhur İttifakı’nı iktidardan düşürme amacı üzerine inşa ettiğini gösteriyor. Bu yönüyle Peker’in amacı, muhalefet partilerinin amacıyla örtüşüyor. Nitekim bir önceki ifşa dalgasında iddialara görece mesafeli yaklaşan muhalefet, bu sefer ortaya atılan rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karşı neredeyse hep beraber suç duyurusunda bulundu. Peki bu ifşalar muhalefetin işine geliyor mu? Muhalefet, seçimlere doğru giderek hızlanacağını söyleyen Peker’in ifşalarına nasıl yaklaşmalı?  

Rüşvet ve yolsuzluk yönelik ifşaat dendiğinde akla 17-25 Aralık 2013 operasyonları geliyor. İktidarın koalisyon ortakları AKP ve Fethullahçılar arasında 7 Şubat MİT krizi ile başlayan ve daha sonra dershane kriziyle devam eden çatışma, 17 Aralık’tan ve 29 Mart 2014’te yapılan yerel seçimlere kadar yaklaşık üç buçuk aylık bir dizi ifşaat dönemini beraberinde getirmişti.

O dönem dile getirilen iddialar doğrudan dönemin başbakanı Erdoğan başta olmak üzere bazı bakanlar ve önde gelen AKP’li siyasilere yönelikti. Kamuoyu iddialardan, yargı ve emniyet içinde yapılanan Fethullahçılar’ın yaptıkları operasyonla haberdar oldu. Daha sonra yasa dışı olarak elde edilip medyaya düşürülen tapeler de iddia edilen yolsuzluk ve rüşvetin boyutları ve doğruluğu konusunda çok net bir fikir veriyordu. Ancak iktidar aldığı idari önlemlerle emniyet ve yargı içindeki Fethullahçı yapılanmaya karşı zaman kazanıp, iddialarla ilgili soruşturmanın bir yargılamaya dönüşmesini engelleyebildi.

17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla bugün Sedat Peker’in yaptığı ifşaatlar karşılaştırıldığında ise benzerlikten çok farklılıkların öne çıktığını düşünüyorum. Her şeyden önce Fethullahçılar, AKP iktidarının 2007 genel seçimlerinden sonra özellikle askeriye ve yargıdaki yerleşik düzene karşı ortaklık kurduğu bir yapıydı. Ergenekon ve Balyoz davaları ile askeriye, 2010 referandumu ile de yüksek yargı ve bürokrasi içerisinde halihazırda var olan Fethullahçılar dikey bir yapılanma imkanı buldular. 2011’den sonra o kadar güçlenmişlerdi ki doğrudan Başbakan Erdoğan’ı bile hedef alabilecek özgüvene sahiplerdi.  

AKP ve Fehullahçı yapılanma arasındaki çatışma bir iktidar savaşıydı. Bu sebeple o zamanki yolsuzluk ve rüşvet ifşaatının neden ve nasıl yapıldığı, iddiaların içeriğinden daha önemli hale gelmişti. Her gün yeni bir tapenin ortaya çıktığı yerel seçim kampanyası boyunca AKP’nin tek amacı özellikle kendi tabanını bu ifşaatın iktidarı ele geçirmek amacıyla yapılmış bir ihanet olduğu konusunda ikna etmekti ve bunu başardı. Bunda çok zorlandığı da söylenemez çünkü devlet içindeki devasa yapılanmaları, uluslararası arenadaki etkinlikleri, lobicilik ve halkla ilişkiler alanlarındaki güçlerine rağmen Fethullahçılar’ın, halk nezdinde rıza üretme konusunda pek başarılı oldukları söylenemezdi. Özellikle Anadolu genelindeki faaliyetlerinde de rızadan ziyade baskı ve zorun etkili olduğu biliniyordu. Dolayısıyla Erdoğan’ın “Bunlar montaj” iddiasına inanmasa dahi AKP tabanı Fethullahçı ifşaatın iktidarı ele geçirme amaçlı bir ihanet olduğuna inanmıştı.

Peker’in durumu ise buna göre epeyce farklı. Bir kere her ne kadar da Sedat Peker ve benzerleri iktidar ittifakının içine temelde 15 Temmuz’dan sonra dahil olsalar da ne onların AKP ile ilişkisi, zamanında Fethullahçılar’la yapılana benzer bir koalisyondu ne de bunların Erdoğan’ın onlara açtığı alandan daha fazla bir iktidar alanları vardı. Ayrıca Peker, ifşaatını iktidar için değil adeta hayatta kalmak için yapıyor; Fethullahçılar gibi zamanın iktidar ortakları olan AKP’nin her türlü suçu işlediğini iddia ederken kendinin ne kadar temiz olduğunu anlatmıyor tam tersi kendisini de dahil ederek iktidarda bulunan yapının içindeki tüm kriminal ağları gözler önüne seriyor.  

İki ifşaat arasında içerik konusundaki benzerliklere rağmen var olan bu farklılıklar bence oldukça önemli. Ancak aradaki fark ne kadar büyük olursa olsun, muhalefetin bu tarz ifşaata bugün nasıl yaklaşması gerektiği konusunda özellikle o dönemde yapılan bazı hataların tekrarlanmaması adına 17-25 Aralık’taki kendi tecrübesinden ciddi şekilde ders çıkarması gerektiğini düşünüyorum.

Peki muhalefet 17-25 Aralık’ta ne yapmıştı?

17-25 Aralık ifşaatı sonra başlayan 2014 yerel seçimleri kampanyasını muhalefet neredeyse tamamen ortaya çıkan yolsuzluk skandalı üzerine kurdu. CHP reklamlarınca ayakkabı kutularını işliyor, CHP lideri Kılıçdaroğlu tapeleri grup toplantısında dinletiyor, MHP lideri Bahçeli makam odasındaki saati 17.25’e ayarlıyordu. O an için muhalefet seçim kampanyasında bu ifşaatın Fethullahçılar tarafından planlı olarak yapılmış olmasına değil iddiaların içeriğine ve hükümetin sorumluluğuna vurgu yaptı. İşleyen bir demokraside belki de yapılması gereken de oydu ancak yine işleyen bir demokraside devlet içinde tek bir yapının bu derece örgütlenmesi de herhalde mümkün olamazdı. Muhalefetin yaptığı pragmatik tercih o an için doğru da olsa yanlış da olsa, partilerinden uzaklaşması beklenen AKP seçmeni nezdinde karşılık bulmadı. Ne de olsa savaş, iktidar ve muhalefet arasında değil AKP ile Fethullahçılar arasındaydı ve muhalefet yaptığı pragmatik tercihle bu savaşta pasif bir taraf olmuştu. Halbuki muhalefet, amacının benzer yolsuzluk ve rüşvet iddialarının olmayacağı bir düzen kurmak olduğunu iddia ediyordu. Ancak belli ki AKP seçmeni, Fethullahçılar’ın cephanesindeki malzemeyle muhalefete dönmeye ikna olmamıştı. Bu zor dönüşü yapmaları için belli ki muhalefetin kendi cephanesinden bir şeylerle gelmesi gerekecekti.

Sonuç olarak 17-25 Aralık ifşaatı, muhalefetin AKP’ye yönelik yıllardır dile getirdiği iddiaları neredeyse kanıtlar nitelikteydi. Ancak bunlar kutuplaşmış ortamdaki seçmenin muhalefete dönmesi için yetmedi. Tabii ki bunda AKP iktidarının elindeki devlet ve medya gücünün ve seçimleri özgür ve adil olmaktan çıkaran her türlü aracın da etkisi büyük. Ancak bu araçlar bugün de iktidarın elinde. Muhalefetin burada ortaya çıkan fotoğraftan ders çıkarması gerekiyor.

Bugün Sedat Peker’in ifşaatı da muhalefetin işine yarayacak malzemeler sunuyor. Ancak 17-25 Aralık’ta olduğu gibi sadece bunlara dayanarak yapılacak muhalefet de kampanya da ikna edilme ihtiyacı olan seçmenin kararını etkilemeye yetmez. Dokuz yıl öncekine nazaran bugün Türkiye’nin çok daha farklı bir seviyede yaşadığı ve her alanda kendini gösteren krizler yumağı da seçmenin kararında elbette ki etkili olacaktır. Ancak muhalefet her durumda ifşaatın otoriter yapıyı tek başına çökertemeyeceğini aklından çıkarmamalı. Hakkını yemeyelim. Bugün muhalefet, Peker ifşaatına karşı oldukça temkinli davranıyor; amiyane tabirle üzerine atlamıyor. Ancak yapılması gereken ortaya çıkan rezillikler konusunda bağırıp çağırmak değil, bu rezilliklerden gerçekten hesap sorulabilecek ve bunların tekrar yaşanmayacağı bir Türkiye’nin nasıl inşa edileceğini anlatmak. Seçmen bunu dinleme konusunda 2014’e göre çok daha hevesli, kimsenin şüphesi olmasın.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus