Sevilay Çelenk yazdı: Ülke viran oldu ama AKP’nin özyıkımı da az gümbürtülü değil

 “Sen Abdülhamid’i savundun” cümlesi Cumhuriyet yüzyılının en büyük trollüklerinden biri olarak hala hatırlanır… Konunun evveliyatını ve bağlamını merak eden internette her tür bilgiyi rahatlıkla bulabileceğinden, burada ayrıntıya girmeyeyim. Son yıllarda Le Payitaht dizisiylen, sosyal medyanın gelişmesiylen filan bu sözler de yeniden viral oldu tabii. Arkadaşımın küçük oğlu tartışmanın ortasında birdenbire bu cümleyi söyleyerek annesini susturuveriyormuş. Küçücük velet bunu söyleyince insana gülme krizi de gelir gerçekten. 

 “Sen Abdülhamid’i savundun” cümlesini elbette yeni “Sansür Yasası” aklıma düşürdü. Sansür yasasından her bahis açıldığında dilimin ucuna bu cümle geldi. Neyse ki sadece ben değilmişim. Sansür yasası ile Abdülhamid dönemi arasında farklı ilişkiler kurarak konuyu ele alan başka isimler de olmuş. Yasaklar hatırlanmış filan. Sultan Abdülhamid’in bir hafiye teşkilatı kurduğunu, ilk etraflı basın yasaklarını getirdiğini, kelimeleri ve dili zapturapt altına almayı ve jurnallemeyi kurumsallaştırdığını hatırlamak AKP’yi anlamak bakımından zihin açıcı da oluyor doğrusu…

Yıl 2022. Hatta yıl bitiyor. Cumhuriyet yüz yaşına giriyor. AKP’ninki ne büyük bir talihsizlikse artık, 21. yüzyılın ilk çeyreğini yüz yıl evvelinden beter kapatmak durumunda kalıyor. Sansür yasası, akıl alır iş değil… Cumhuriyetin erken döneminin günahlarını dillerinden düşürmeyenler onlar değil miydi? Şimdi ellerinden gelse “Cumhur Mahkemeleri” kurup toplumsal muhalefeti tümden bertaraf edecekler. 

Neyse, biz veremiyorsak da Allah layıklarını veriyor. Koca AKP teşkilatı bugün kim en çok onlara hakaret yağdırdıysa, kim yerden yere çaldıysa onlarlan yürüyor. AKP adına bugün onlar konuşuyor. Dr. Bağçalı’dan, Soylu’dan filan söz etmiyorum. İşte Perinçek, işte Feyzioğlu, işte Mehmet Ali Çelebi. Bir de figüran olarak uzun zamandır yamaçlarında duran başka bir taife var. Nedim Şener’inden Cem Küçük’üne, Rasim Ozan Kütahyalısı’ndan Mehmet Barlas’ına… Guernica tablosu… Juan Antonia de Blas’ın Guernica’da ağaç var mı romanında sorduğu gibi soralım. AKP’de hiç AKP’li var mı? Demem o ki ülke viran oldu olmasına da AKP’nin özyıkımı da az tumturaklı değil doğrusu… 

İşte böyle. Olurdu olmazdı derken, yeni “Sansür Yasası” Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yasa, AKPMHP medya düzeni altında uzun zamandır zaten can çekişmekte olan haber alma, iletişim ve ifade özgürlüklerine indirilen son darbe oldu. Kanun teklifi Meclis’e geldiği andan itibaren birçok habere, köşe yazısına, tartışma programına ve video analize de konu edildi. En tepki çeken madde mevcut siyasi iktidarın uzmanlık konularından olan “etiketleme” ve her tür muhalefeti “terör” yaftası altında kriminalize etme faaliyetini yasaya bağlamış olan 29. madde. Zira bu madde ile Ceza Kanunu’na “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlığı altında bir ek yapıldı ve bu tür haberleri yayanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası getirildi. Bu yayma suçu anonim isimle ya da örgüt faaliyeti çerçevesinde olursa cezanın yarı oranında artırılacağı da hükme bağlandı. 

Neyin “halkı yanıltıcı bilgi,” neyin yalan haber olduğuna ya da kimin hangi örgüt bağlantısı olduğuna karar verme hakkı AKPMHP iktidarında olduktan sonra da değmeyin keyiflerine… Öyle ya bunlar Abdülhamid’i savundu. Ay pardon ya, bunlar Canan Kaftancıoğlu’ndan Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar herkese terörist demiyor muydu diyecektim. Siyasi ömrünü yalan ve yanıltma üzerine kurmuş, çürümüş bir iktidar düzeni, kendine bir de “halkı yanıltıcı bilgiyi” ve hangi faaliyetin örgüt faaliyeti olduğunu saptama iktidarı tanımlıyor. Bu iktidarın nasıl tepe tepe kullanılmış olduğuna dair dünya kadar tecrübemiz var. Bağımsız yargı demeyin artık, gülecek halimiz kalmadı. 

Açıkçası uzmanlık alanıma giriyor olsa da ben sansür yasası misali kabak gibi ortada olan konuları yazmakta pek mahir değilim. Elimin ayarı bir anda kaçıveriyor. Zaten ne yazacaksın? Gırgır dergisinin Avanak Avni’siydi sanırım, küçüklüğünde kıçını havaya dikip kafasını bacaklarının arasından geçirerek bize bakar, “dıgıl mıgıl” konuşur dururdu. Aklımda Avnicik ile ilgili belki de bir zihin yanılması olan böyle bir imge kalmış. Sansür yasası da aynı hikaye. Avanak Avni’nin kıçı gibi ortada her şey. Ne yazalım?

Öyle bir döneme gelindi ki, kallavi bir sansür yasası olmadan gidebilecekleri noktanın artık bir sınırı var. Biliyorsunuz fetih ve yağma zihniyeti sonsuz kısıtlayıcıdır ama kendisine sınır konulmasından da hiç hazzetmez. Son günlerin birçok gelişmesinde bunu görebilirsiniz. RTÜK’ün Tele1’e verdiği üç günlük ekran karartma cezasına linkten bir bakın Allah aşkına. RTÜK kararının gerekçesi de TİP Milletvekili Sera Kadıgil’in “Diyanet bu haliyle siyasal İslamcı gereçtir, kapatılmalıdır” eleştirisi… Bugünün bir de yarını yokmuş gibi, bu devran hiç dönüp geçmeyecekmiş gibi sonsuz sınırsız bir pervasızlıkla ceza yağdıran RTÜK taifesine göre, Diyanet bu haliyle böyle bir gereç değil. Dolayısıyla Sera Kadıgil’in gayet de eleştiri mahiyetindeki bir ifadesini yayınlayan Tele1 bu ifadeye yer vermekle dil, din, ırk ayrımı gözeterek yayın yapmış oluyor. Tele1 yanında, 19 Ekim’de Halk TV ekranı da dördüncü kez kapatıldı. Kapatma cezası ekranda belgesel yayınlatmak suretiyle uygulandı. Tele1 ve Halk TV’ye ardı ardına verilen cezalarla lisans iptaline doğru da dolu dizgin gidildiği anlaşılıyor. Dedim ya önümüz seçim. Ben söylemiyorum, lisans iptalinin yaklaştığını açık açık yandaş medya yazıyor

Sansür yasasının neticelerini de iyi kavramak lazım. İfade Özgürlüğü Derneği’nin “unutulma hakkının” AKP otoriteryanizminin elinde nasıl bir sansür aparatına dönüştüğüne dair raporu sansür yasasının neticelerine de ışık düşüren önemli bir rapor. Raporla ilgili bir yorum da şu linkten okunabilir. Yeni sansür yasası yeni bir istibdat aparatından başka da hiçbir şey değil kısacası. En hafif kelime bu. 

Böyle işte… Orman yangınlarından, kadın katline, çocukların taciz ve istismarından göçük altında kalan madencilere ve ekonominin gidişatına kadar her konudaki haber alma hakkımız ve ifade özgürlüğümüz “halkı panik ve infiale sürüklemek” gibi mesnetsiz bir gerekçeyle elimizden alınabilir ve alınıyor. Televizyon kanalları kapanmanın eşiğine getiriliyor. Muhalefet partilerinin kontenjanından RTÜK üyesi seçilen üyelere her tür hukuksuzluk reva görülüyor. Faruk Bildirici’nin üyelikten ve daha yakın zamanda İlhan Taşçı’nın toplantıdan çıkarılmasını hatırlayın. Neler neler… Ali kıran baş kesen bir hukuk dışı hâl…

Bir RTÜK üyeliği hakkaniyet ve hak dairesinde İYİ Parti’ye geçecekken, geçmesin diye Mehmet Ali Çelebi’yi ritüelistik bir tiyatro atmosferi içinde AKP bünyesine katıyorlar. RTÜK üyeliği İYİ Parti’ye geçeceğine bu acil müdahale ile AKP’de kalıyor. Çelebi ile AKP’nin RTÜK’e üye belirlemek için ihtiyacı olan milletvekili sayısı sağlanıyor. Neyse ki bir son dakika durumu olarak bu kez Ahmet Eşref Fakıbaba AKP üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa ediyor. RTÜK üyeliği yine “normal bir dünyada” İYİ Parti’ye geçmiş oluyor.

Kısacası önceki dönemlerde RTÜK’te hak edilen HDP üyeliklerini açık ve sistematik biçimde gasp etmek yanlarına kar kaldığından, sırasıyla aynı muameleyi CHP’ye ve İYİ Parti’ye reva görüyorlar işte. RTÜK çoğunluğunu kaybetmeyi bir felaket telakki eden istibdat düzeni, İYİ Parti’yi de bu sözde yasal katakullilerle RTÜK üyeliğinden dışlamaya çalışıyor. 

Görüyorsunuz, seçimlere şimdilik “maalesef mecbur” otoriter iktidar düzenekleri bakımından medya üst kurul üyeliklerini elde tutmak sanıldığından çok ama çok daha mühim. Muhalif medyaya bu kurullar aracılığıyla kök söktürülürken, yandaş medyada ayrımcılık da ırkçılık da her tür hedef gösterme de alabildiğine serbest.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı

Sadece iki gündür A Haber ve diğer yandaş medyada TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında söylenenlere ve bu söylenenlerin RTÜK denetiminden tümüyle muaf oluşuna bakmak bile bu iki yüzlülüğü ve çifte standardı görmeye yetiyor. Hüseyin Yayman, Polat Türkmen, Mahir Ünal ve Mustafa Destici gibi isimler Fincancı hakkında ağızlarına geleni söylüyor, ne hainliği, ne soysuzluğu ne de teröristliği kalıyor. Fincancı’nın insan hakları alanında çalışan bir adli tıp uzmanı olarak, Kuzey Irak’ta kimyasal silah kullanıldığına ilişkin iddiaların araştırılması gerektiğini söylemiş olması, yani sadece ve sadece kendi uzmanlık alanındaki bir konuda gündeme gelen vahim bir iddianın araştırılması gerektiğini söylemiş olması bu hakaretleri ve bu itibarsızlaştırmayı getiriyor. İçişleri Bakanı “TTB’nin başında böyle birinin olması milletin kanına dokunmaktadır” filan diyor. Şebnem Korur Fincancı böylesine açıkça hedef gösteriliyor işte… “Millet benim! Şebnem Korur Fincancı’nın varlığıyla onur duyuyorum, yanındayım” diyenlerin sesi maalesef bu ikiyüzlülüğü açık edecek ölçüde güçlü çıkamıyor…

Dil, din, ırk ayrımı gözeterek yayın yapıldığı gerekçesiyle muhalif medyaya bol keseden ekran kapatma cezası verilen AKP dünyasında, bütün televizyonlardan naklen yayınlanan bir konuşma var ki bu yazıda değinmeden geçmek olmaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP’ye katılan Mehmet Ali Çelebi’ye, grup toplantısında rozetini takarken kaç çocuğu olduğunu soruyor ve tek çocuk yanıtını alıyor. Hoşnut olmadığı görülünce, Çelebi karısının doktora yani kariyer yaptığını söyleme gafletinde bulunuyor. Cumhurun başkanı “Olmaz ya, bu işin kariyeri çocuk doğurmak” diyor. “Sayıları artırmak lazım, Allah’tan isteyelim devam. Çocuk çok önemli. Bak PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” diye devam ediyor.

Pek çok kişi kadınların kariyeriyle ilişkili sözlere çok haklı olarak takıldı. Fakat bir o kadar vahim olan bu devam cümleleri az daha arada tümüyle kaynayıp gidecekti. Oysa Erdoğan’ın bir örgüte doğurganlık atfetmediği son derece açıktı. Sözlerinin kimleri ima ettiği belliydi. Neyse ki bunu görenler de oldu. Özgür Özel, Erdoğan’ın “PKK’nın 5 tane 10 tane 15 tane var” biçimindeki sözlerinin utanma ve özür gerektirdiğini ifade etti. Gerçekten de utanç verici ve vahim… Üstelik de Erdoğan bu sözleri ilk kez söylemiyordu.

AKP cenahı, önce sistematik biçimde PKK ile HDP’yi eşitleyen bir söylem kurdu. Sonra Kürtler’e yönelik hak ihlallerini, yaşam hakkı dahil olmak üzere dile getirenleri yine sistematik biçimde terörist olarak yaftaladı. Hedef gösterdi. Şimdi sırada 5 tane, 10 tane, 15 tane çocuğu olanlar var… Kürtler… Her şey yine apaçık ortada. Avni’ninki gibi… Erdoğan bunu ilk kez de yapmıyor. Nitekim dediğim gibi gören görüyor. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus