İsmail Fatih Ceylan yazdı: Muhafazakâr camia parti kurma kararını nasıl aldı?

Muhafazakâr camia kendi anlayışlarına uygun parti kurma düşüncesine Demokrat Parti’nin (DP) kapatılmasından sonra iktidara gelen Adalet Partisi (AP) iktidarın ilk döneminden sonra sahip oldular. Zira AP genel başkanı Süleyman Demirel, bekledikleri gibi muhafazakar anlayışta olmadığını ortaya koyan icraatlar sergilemişti ve daha önce oy verdikleri Demirel’in ortaya çıkan bu tavrı büyük bir hoşnutsuzluğa neden olmuştu.

İlk başta yeni afla hapisten çıkan Celal Bayar ile görüşerek bir parti kurma girişimi olmuştu. AP’nin icraatlarından hoşnut olmayan Osman Turan, Ahmet Tevfik Paksu, Süleyman Arif Emre ve arkadaşları Celal Bayar’ı ziyaret ettiklerinde, Bayar, “Siz partiyi kurun, ben sizi maddi olarak desteklerim” dedi.

Bayar, Demirel’in kendisine sahip çıkmadığından şikâyetçiydi, tahliye edilmesine rağmen siyaset yasağı vardı. Teklifi makul karşılandı ama Celal Bayar’ın bir şartı vardı. Masonluğu tescilli bazı kişilerin de parti de yer almasını mutlaka istiyordu. Osman Turan, “Para Bayar’da kabul edelim, partiyi kurduktan sonra onları kovarız” diyordu.

“Hile ile başlayan işlerden hayırlı neticeler doğmaz” dedi Ahmet Tevfik Paksu.

“Böyle teklifler bir sefer kabul edildi mi ardı arkası kesilmez” diyerek karşı çıktı Süleyman Arif Emre de.

Şimdi durum böyle değildi. Yenilerde Odalar Birliği’nden Demirel’in baskısıyla zorla uzaklaştırılan Necmettin Erbakan, tarikat ve cemaatler tarafından takdir edilen, gençler tarafından da sevilen çalışkan, imanlı, hitabeti kuvvetli, samimi bir insandı ve gençler onu seviyordu.

AP’nin Maraş Senatörü Ahmet Tevfik Paksu ve AP Isparta milletvekili Hüsamettin Akmumcu, Erbakan’ın siyasete girmesini, parti kurmasını en çok isteyenlerin başındaydı. Her ikisi de Nurcu kökenliydi.

Tevfik Paksu’nun Nurcuların İttihad gazetesinde şiirleri yayınlanıyordu. Hüsamettin Akmumcu ise Bediüzzaman Said Nursi’nin avukatlığını yapmıştı. Nurcuların Ankara’da açtıkları “Parlamenterler Dersanesi”ne gelen Tevfik Paksu, Hüsameddin Akmumcu gibi kendine yakın diğer milletvekilleriyle bu konuyu görüştükten sonra, İslâmı savunacak bir partinin kurulması görüşüne varmışlar, bu yeni partinin liderliği için son günlerin gündemdeki ismi Necmettin Erbakan’ı uygun görmüşlerdi.

Erbakan’ın, Şeyhine danışmadan evet diyemeyeceğini, bu meseleyi Şeyhine kendisinin açmasının da tarikat adabına aykırı olduğunu söylemesi üzerine Ankara’dan İstanbul’a gidip İskenderpaşa camiine geldiler. Mehmet Zahit Kotku Efendi Tevfik Paksu ve ekibinin Erbakan’a siyasete girme ve parti kurma isteğini dinledikten sonra tebessüm etti ama izin vermedi.

Aynı ekip daha sonra iki defa daha izin için gitti. Üçüncü görüşmede Ahmet Tevfik Paksu şunları söyledi:

“Efendi Hazretleri, bu milleti kurtarmamız lâzım. Bu millet perişan oluyor. Memlekete ya masonlar hâkim oluyor, ya da komünistler. Neden kendi işimizi kendimiz görmeyelim?”  

Bir süre daha onları dinleyen Mehmet Zahit Efendi razı olduğunu ima eden birkaç söz söyleyerek tebessüm etti. Mehmet Zahit Kotku’nun en gözde talebesi Erbakan’a siyaset izni vermesi, izin istemeye gelen heyeti büyük bir mesele halledildiği için rahatlatmıştı

Nurcularda yeni kurulacak parti tartışması

Şeyhten iznin çıkması dindar çevrelerde, tarikatların büyük bir kısmında ve bazı cemaatlerde umulanın üstünde bir sevince ve heyecana yol açtı. Özellikle Anadolu’da bu haber geniş yankı uyandırmıştı. Her yerde bu mesele konuşuluyordu.

Fakat bazı cemaatler bu gelişmeden hoşnut değildi. CHP’ye karşı AP’yi desteklemek ve böylece CHP’nin asla iktidara getirilmemesi misyonuna sahip Nurcu ve Süleymancı gibi cemaatleri huzursuz etti. Bediüzzaman Said Nursi’nin vefatından sonra Nurcuların liderliğini üstlenen Zübeyir Gündüzalp, bu meseleyi duyunca çok rahatsız oldu, Erzurum’un önemli Nurcu isimlerinden Mehmet Kırkıncı Hoca’yı İstanbul’a davet etti. Kırkıncı Hoca, niçin çağrıldığını bilmiyordu.

“Hocam duymadın mı?” dedi Zübeyir Gündüzalp. “Yeni bir parti kuruluyormuş. Necmettin Erbakan Bey, Tevfik Paksu, Hüsamettin Akmumcu, birleşip yeni bir parti kuracaklarmış. Bu parti hizmetimize zarar verir. Buna bir çözüm bulmalıyız.”

Kırkıncı Hoca, Nurcuların İstanbul merkezi olan Kirazlı Mescit Sokağı 46 numarada Zübeyir Gündüzalp ile birlikte kaldı. Gündüzalp, sürekli bu meseleyi düşünüyor ve bundan dolayı çok rahatsız oluyordu. Parti kurma fikrinin Nurcu arkadaşlardan çıkması ve onların ön ayak olması uykularını kaçırmıştı. Dindarların parti kurması, Adalet Partisi’nin oy kaybı demekti. Bu da yıllarca mücadele verdikleri CHP’nin komünistlerle birlikte iktidara gelmesi, İsmet İnönü’nün yine Başbakan olması demekti. Gece Kırkıncı Hoca’yı uyandırdı:

“Kalk Hocam kalk. Ben bu gece hiç uyuyamadım.” dedi.

“Niye uyuyamadın Zübeyir Ağabey?”

“İnsanlar zâhire bakarlar ve siyasetin cazibesine kapılırlar. Bazı dostlarımızın bu kudsî hizmeti bırakıp siyasete gireceğinden endişe ediyorum.”

Sabahleyin kahvaltı yaparken, Kırkıncı Hoca dedi ki:

“Biz bütün ağabeyleri toplayalım. Tevfik Bey de, Hüsamettin Bey de Nur talebesidir. Bunları çağıralım. Onlara Üstad’ın siyasete ait düsturlarından okuyalım.”

“Bak bu çok iyi olur” diyen Gündüzalp hemen Mehmed Fırıncı’yı çağırdı.

 “Sen hemen Isparta’ya git. Oradan Tahiri Mutlu Ağabey’i, Bayram Yüksel’i, Mustafa Sungur’u, Tahsin Tola’yı, Ali İhsan Tola’yı İstanbul’a dâvet et” dedi. Daha sonra da partiye katılmaya hazırlanan Nur talebelerini de çağırttı.

Zübeyir Gündüzalp’in Adalet Parti’sini bölmeyin toplantıları

Toplantı Nurcuların ünlü avukatı Bekir Berk’in Çemberlitaş Kiğılı Pasajı’ndaki yazıhanesinde yapıldı. Zübeyir  Gündüzalp ilk sözü aldı.

“Herkes konuşursa bu işin altından çıkamayız. Bizim taraftan Tahsin Tola ile Mehmet Kırkıncı Hoca konuşsun. Öbür taraftan da Tevfik Paksu ile onun tensip edeceği birisi konuşsun. Biz de bir köşede oturup, dinleyelim. Eğer mevzu ile alâkalı Üstad’ımızdan bir nakil yapılması icap ederse, biz o zaman konuşuruz.” dedi.

Tahsin Tola Kırkıncı Hoca’ya döndü.

“Hocam, öncelikle Tevfik Bey’i dinleyelim. Bakalım, yeni bir parti kurmaya neden lüzum görmüşler. Önce onu bir anlayalım.”

Ahmet Gedemenlioğlu, Mehmet Gürbüz, Mustafa Romancıoğlu’nun da katıldığı toplantıda ilk sözü Ahmet Tevfik Paksu aldı. Necmettin Erbakan’dan uzun uzun bahsetti. Onun Şeyhine danışmadan evet diyemeyeceğini, bu meseleyi Şeyhine kendisinin açmasının da tarikat adabına aykırı olduğunu söylemesinden söz ederek, bu sözlerinden etkilendiğini anlattı.

Onu dinleyen Zübeyir Gündüzalp, “Erbakan’ın örnek hareketinden üstadıma sadakat dersi aldım” diyerek söze başladı ve istişareyi başlattı. Erbakan’ın kuracağı partinin AP’yi bölebileceği, o zaman CHP’nin, dinsizlerin ve komünistlerin iktidara gelebileceği konuşuldu.

Nurcuların misyonu, DP ve devamı AP’yi desteklemekti. Risale-i Nur’dan bölümler okuyarak, Said Nursi’nin görüşlerini aktardılar. Üstadın bazı sözleri, henüz yayınlanmayan Emirdağ Lahikası’nın ikinci kısmındaki lahikalardandı. Yapılan konuşmalar Tevfik Paksu ve Hüsamettin Akmumcu’yu tereddüde düşürmüştü.

Fakat parti çalışmaları hızlanmıştı. İki yüz kişilik bir grup oluşmuş, 50 kadar profesör bu faaliyetin içinde yer almıştı. Ahmet Tevfik Paksu ve diğer nurcu arkadaşları, Zübeyir Gündüzalp’in dört gün boyunca yapılan parti kurmayın, Adalet Parti’sini bölmeyin toplantılarındaki tereddütlerden uzaklaşarak, Erbakan’ın yanında yer aldılar. 

Pek çok Nurcu da, yeni parti kurma heyecanına kapılmıştı, özellikle Anadolu’da katılım çoktu. Bunun üzerine Nurcuların üst yönetimi bu sefer Said Özdemir’in evinde istişare toplantısı yapma kararı aldı. Bu toplantıda sert tartışmalar yaşandı.

Parti kurulmasını savunanlar hazırlıklı gelmişti, gerekçeleri ile parti kurmakta kararlı olduklarını söylediler. Adalet Partisi’nde mason zihniyetinin hâkim olduğunu, Demirel’in bir CHP’liden çok da farklı olmadığını, Menderes’e benzemediğini anlattılar.

Bir siyasi parti için yapılan bu tartışmalar, Adalet Partisi’ne ve Demirel’e yönelik aşırı muhabbet ve dindar Erbakan’a yönelik gösterilen sert tavır özellikle ilk ağabeylerden bazılarını rahatsız etmişti. Hulusi Yahyagil, Şule Yüksel Şenler’in ağabeyi Üzeyir Şenler gibi isimler bu angaje durumdan hoşnut değildi.

Ağabeylerden Said Özdemir Erbakan’ın kuracağı partiyi destekliyor, Bayram Yüksel itiraz etmiyordu. Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram da karşı çıkmamıştı. Mustafa Sungur ise, “Hele parti kurulsun bir bakalım” dedi.

Sonuçta “parti kurmak isteyenler”, “karşı çıkanlar” ve “tarafsız kalanlar” şeklinde farklı gruplar oluştu. Nurcuların bir kısmının yanı sıra diğer İslâmi cemaatler de yeni kurulacak partinin yanında yer alınca, yeni parti fikri ülke çapında heyecanlı ve hareketli bir taban buldu. Pek çok cemaatin temsilcisi de yeni partinin kurulma faaliyetlerine katıldı.

Erbakan ve Necip Fazıl Kısakürek

Ahmet Tevfik Paksu’nun evinde, Osman Yüksel Serdengeçti, Arif Hikmet Güner, Hasan Aksay, Aslan Topcubaşı, İsmail Hakkı Yılanlıoğlu ve Necmettin Erbakan bir araya geldiler. Bu toplantıda şimdilik AP içinde mücadele edilmesi kararı alındı. Erbakan, AP’ye müracaat edecek, milletvekili adayı olacaktı. Bu karardan sonra Erbakan AP’ye müracaat etti. Ancak onun müracaatına AP’deki bir kesim şiddetle karşı çıktı.

İhsan Sabri Çağlayangil, İsmet Sezgin ve Mustafa Gülcügil, “Olmaz böyle şey, bir takunyalının elinde tesbihi ile AP saflarında yeri olamaz” diyorlardı. Erbakan veto edilmişti.

Erbakan veto edilince, Necip Fazıl Kısakürek’le buluştu. Necip Fazıl, Büyük Doğu dergisiyle ve güçlü kalemiyle fikir mücadelesi veriyor ve insanları etkiliyordu.

Necip Fazıl, Erbakan’a sordu:

“Şimdi ne yapacaksın?”

Erbakan:

“1969 seçimlerine bağımsız aday olarak gireceğim,” dedi. “Şimdi bize düşen yol her ilde tek bir üzüm salkımının bir sapa bağlı fakat her biri ayrı olarak adaylığımızı koymaktır. Eğer 15-20, hatta 8-10 fertle meclise girebilecek olursak arada çabucak kenetlenip, diğer partilerden ruhumuza akraba şahsiyetlerle birleşip yekpare ve yepyeni bir kuruluş olarak meydan yerinde boy göstermemiz kabil olacak ve belki bir gün o boy gösteriş vatan çapında bir inkişafa ulaşacaktır. Biz bu fikri ortaya koyalım da muvaffak olmuş veya olmamışız Allah’a havale edelim. Çok kritik bir noktaya geldik. Bir yandan fevc fevc imanlı bir nesil yetişirken, bir yandan da Büyük Doğu fikriyatı başta olmak üzere Anadoluculuk bütün haşmetiyle memleketimize yayılıyor. Esas kaynağa öze dönüş başladı.”

Necip Fazıl bu sözlerden memnun kalmıştı. 

Konya’da Muhafazakârların AP’den kopuşu

O dönemlerde AP hükümetinin bir kanun teklifi, inançlı insanların yaralarına tuz ekti. Anayasa Nizamını Koruma Kanunu adı verilen bu kanun, İslamiyet’ten hiç bahsettirmeyip hemen mahkemeye sevk eden bir kanundu.

Böyle bir kanunu teklif olarak getiren muhafazakâr ve milliyetçi görünümlü AP’nin yerinde CHP olsa ne fark ederdi, bunu maalesef milletin Menderes ve DP sevgisiyle oy verdiği AP yapıyordu.

Bu kanunu duyan Konya’dan bir grup AP’li vatandaş Ankara’ya gelip Demirel’i ziyaret etti. Bu meseleyi dile getirip, “Beyefendi bu kanun tasarısı Anayasa nizamını korumuyor, biz bunu hukukçulara incelettik. Tamamen dinimize hedef alan bir tasarı, öyle ki bir İslâm büyüğünü dahi methedemeyeceksiniz. Yoksa savcılar yakanıza yapışır. O kadar komünist ve sol hareketler varken, bunlarla mücadele edilecekken Müslümanları yakmayın. Sizi onlar iktidara getirdi” dedi.

Süleyman Demirel bu sözleri işitince hiddetlendi:

“Beyler teokratik düzen özlemi çekenler hüsrana uğrayacaklardır. Siz de yanlış yoldasınız. Bu kanun mutlaka meclisten çıkacaktır. Bizi iktidara getirdiğiniz yolundaki iddialar yanlıştır. Bizi halk iktidara getirdi. Siz Konyalılar dindarsınız, vilâyetiniz de dindar. Bize rey vermeye mecbursunuz. 1969 seçimlerinde hodri meydan. Anayasa Nizamını Koruma Kanunu’nu mutlaka çıkaracağız. Gidebilirsiniz beyler, görüşmemiz bitmiştir.”

Konyalılar üzgün ve kalpleri kırık bir halde memleketlerine döndüler. Konya’da AP’de çatlamalar böylece başladı. AP Konya İl Başkanı Mustafa Öncel, Necmettin Erbakan’a gönülden bağlıydı.

Erbakan Konya milletvekili adaylığını açıkladığında, bütün şehri bir heyecan sardı. Çok sevinmişlerdi. Konya dört gözle Erbakan’ı bekliyordu. Necmettin Erbakan bağımsız olarak adaylığını koyduğu Konya’da büyük heyecan vardı. Konya yakını vilâyetlerden, kazalardan ve köylerden insanlar akın akın Konya’ya geliyordu.

Ankara ile Konya yolu arasında tıklım tıklım, mahşeri bir kalabalık vardı. Konya’nın meydanları insan seli olmuştu. Bir bayram sevinci yaşanıyor, birbirini tanımayan insanlar tanışıyor, kucaklaşırken marşlar, sloganlar yeri göğü inletiyordu. Yeni bir dönemin başlangıcıydı bu.

Bu manzara çok etkileyici ve coşturucuydu. Herkes bir ağızdan haykırıyordu:

“Memurların masasına

Solcuların kafasına

Masonların locasına

Hak yol İslâm yazacağız!..”

Erbakan zorla gelebildiği kürsüye çıkıp selâm verdiğinde ağlayanlar, feryat edenler çoktu. Erbakan o gün Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu, inançlı insanlara nasıl baskı yapıldığını, artık bu memleketin gerçek evlâtlarının da bir şeyler yapması gerektiğini anlatarak dört buçuk saat konuştu.

Seçimde Konyalılar Erbakan’a oylarıyla da sevgilerini fazlasıyla gösterdiler. Üç milletvekiline yetecek kadar oy verdiler. Milletvekili seçilen Erbakan’ı kurbanlar keserek, “Allah yardımcın olsun” diye dua ederek Ankara’ya uğurladılar.

Erbakan’lı siyaset başlıyor

Üç milletvekiline yetecek kadar oy alarak Konya’dan bağımsız milletvekili seçilen Erbakan’la birlikte müstakil adaylar grubu bu seçimde 13 milletvekili kazanmış, Adalet Partisi 256, CHP 143, Cumhuriyetçi Güven Partisi 13, Birlik Partisi sekiz, Millet Partisi altı, Yeni Türkiye Partisi altı, Milliyetçi Hareket Partisi bir milletvekili çıkarmıştı.

Necmettin Erbakan, AP Isparta Milletvekili Hüsamettin Akmumcu ile sıkı fıkı dosttu. Hüseyin Abbas da Erbakan’ın yakın dostuydu. Erbakan pek çok değerli insanlarla dostluk kuruyor ve ilişkilerini geliştiriyordu.

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Hasan Değer, MP İstanbul Milletvekili İbrahim Elmalı, MP Yozgat Milletvekili İsmet Kapısız, Bağımsız Muş Milletvekili Kasım Emre, Yeni Türkiye Partisi Adıyaman Milletvekili Süleyman Arif Emre, MP Genel İdare Kurulu Üyesi Ahmet Reyhanlı, MP Genel Sekreteri Fehmi Cumalıoğlu, MHP eski milletvekillerinden İsmail Hakkı Yılanlıoğlu, Devlet eski Bakanı Mehmet Altınsoy ve Necmettin Erbakan ev toplantılarında buluşup istişare ettiler. 

Derken Fehmi Cumalıoğlu MP’den istifa etti. Bu toplantılar sonucunda kamuoyunda Erbakan’ın bir parti kuracağı söylentileri yayıldı. Erbakan’ın kuracağı partinin halk tarafından büyük ilgi görmesinden çekinen Adalet Partisi birkaç kişiyi görevlendirerek, Erbakan’ın kuracağını tahmin ettiği bir parti ismiyle parti kurdular. Kurdukları bu partiye İmanlı Büyük Türkiye Partisi adını verdiler. 

Bu partide Erbakan olmayacaktı ama Erbakan adına oy istenecekti. Ama Erbakan daha kuracağı partinin adını bile bilmediğini söyleyince, bu oyun ortaya çıktı. Erbakan gerçekten de parti kuracaktı ama bunu açıklayacağı basın toplantısına kadar ismini henüz bulmamıştı.

Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Zahit Kotku Efendi, Bayburtlu Paşa Dede Efendi başta olmak üzere birçok kişiyle yeni kurulacak parti konusunda görüşüldü, fikirler alındı. Yeni parti için 150 kişilik istişare listesi çıkarılmıştı. Necip Fazıl Kısakürek, bu sayıyı çok bularak 35’e indirdi. Necmettin Erbakan yapılan oylamada 34 oy alarak Genel Başkan seçildi. Geri kalan bir oy ise Erbakan’ındı. Erbakan oyunu Ahmet Tevfik Paksu’ya vermişti.

Erbakan basın toplantısını yapacağı salona gelmiş olmasına rağmen isim tespit edilmemişti. Sadece yeni bir parti için yola çıktıklarını duyuracaklardı.

Millî Nizam Partisi adını Eşref Edip koyuyor

26 Ocak 1970’de toplantı salonunu dolduran heyecan dolu kalabalık Bediüzzaman Said Nursi ve Mehmet Akif Ersoy’un yakın dostu gazeteci Üstâd Eşref Edip’i bekliyorlardı. O da geç kalmış, bir türlü gelememişti. Geldiğinde Eşref Edip’i, kurulacak partinin basın müşaviri yazar Mustafa Yazgan karşıladı. Mustafa Yazgan, Eşref Edip’in elini öptü.

“Mustafa basın toplantısı başladı mı?..” diye sordu Eşref Edip.

“Yok hocam,” dedi Mustafa Yazgan, “Necmettin Bey içerdeler”

Eşref Edip Genel Başkanlık odasına gelince herkes ayağa kalktı:

“Buyurun üstâdım, hoş geldiniz.”

Erbakan elini öptü. Ahmet Tevfik Paksu yerini verdi.

“Partinin adını koydunuz mu?..” diye sordu Eşref Edip.

Kimse cevap vermeyince sevindi ve heyecanla konuşmaya başladı.

“Millî Nizam Partisi!..” dedi. “Nasıl buldunuz?..” diye sordu.

“Uykularımı yitirdim bu yaşta.”

Sağ elini yukarıya kaldırdı. Şehadet parmağını uzattı:

“Sembolümüz de işte bu!.. Şehadet parmağı havada, sağ el.” 

Herkes hep birlikte Eşref Edip’in heyecanına kapıldı ve partinin ismi ile amblemi o şekilde ortaya çıktı. Artık partinin adı konulmuş, amblemi belirlenmişti.

Erbakan daha sonra, seksenden fazla çeşitli üniversitelere bağlı profesör, doktor, öğretim üyeleri ve teknokratlar tarafından hazırlanan Millî Nizam Partisi’nin programını açıkladı.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Ahmet Tevfik Paksu, Av. Ali Haydar Aksay, Av. Süleyman Arif Emre, Av. Hasan Tahsin Armutcuoğlu, Ömer Çoktosun, Ekrem Ocaklı, Ömer Faruk Ergin, Prof. Dr. Saffet Solak, Hasan Aksay, Av. İsmail Müftüoğlu, Nail Sürel, Dr. Fehmi Cumalıoğlu, Müh. Hüsameddin Fadıloğlu, Bahaddin Çatıoğlu, Müh. Mehmed Safoğlu, Müh. Rıfat Boynukalın gibi isimlerin kurduğu Milli Nizam Partisi’ni mecliste Necmettin Erbakan, Hüsamettin Akmumcu, Hüseyin Abbas temsil edecekti.

Yeni kurulan partinin açılışı muhteşem bir kalabalık eşliğinde yapıldı. Yurdun dört bir yanından insanlar Ankara’ya akın akın gelince yepyeni bir heyecan sarıp sarmalamıştı herkesi. Bir bayram sevinci yaşanıyordu. Ağlayanlar, baygınlık geçirenler vardı.

Açılış yapılacak koca salon bu mahşerî kalabalığı almamış, hınca hınç insan seli dışarıda kalmıştı. Ankara caddeleri insan seliydi, trafik durmuştu. Marşlar, ilahîler söyleniyor, Ankara inliyordu.

Necip Fazıl Kısakürek kürsüye çıkınca büyük bir uğultu koptu.

“Aziz gönüldaşlar, sevgili gönüldaşlar!..” diye konuşmaya başladı Necip Fazıl:

“Anadolu hizası, üniforması, bölümleri, techizatı, mühimmatı, her şeyi tamam sadece başkomutanı eksik bir ordu halinde beklemekteydi.”

Konuşması sık sık alkışlarla kesiliyordu Necip Fazıl’ın:

“Bu parti size piyango daireleri gibi arazi, apartman, refah, mutluluk vaad etmiyor. Bu parti size çile vaad ediyor. Bize bu çileye katlanabilecekler gelsinler, çalışabilecekler gelsinler.”

Erbakan konuşmaya başlayınca, halk hareketlendi, bayraklar dalgalandı. Partinin kurucuları arasında Osmanlı padişahlarını sayan Erbakan, Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul fethindeki şahlanışı, Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferine gidişi gibi milli ruh ile çalışılması gerektiğini söylediğinde gençler, sakallı ihtiyarlar gözyaşlarını tutamıyorlardı.

Ankara Selim Sırrı Tarcan spor salonunda baştan aşağı yeşil renk hâkimdi. MNP 1. Olağan Kongre’de bambaşka bir dünyaya girmiş gibi hisseden partililer tekbir getirerek, “Yarabbi, Milli Nizam’ı evliyaların duasındaki idarenin bu memlekete gelmesine vesile kıl, amin. Yarabbi sen Milli Nizam’ın bütün milletimizin dünya ve ahiret bütün saadetine vesile kıl. amin” şeklinde Milli Nizam yemini ettiler.

Binlerce insan, memleketleri için, inançları için bir ağızdan söz verdiler. Ve karınca gibi herkes kendi bölgesinde çalıştı. Köy köy, dağ dağ dolaşıldı, çobanlara bile tebliğ yapıldı. Yepyeni bir hava esiyordu Türkiye’de. Bu parti öyle sahiplenildi ki, birden ülkenin her yerinde teşkilâtlar kurulup, tabelalar binalara asıldı. Anadolu insanı fevc fevc koşuyordu.

1950’lerde Demokrat Parti, 1960’larda da Adalet Partisi’nde örgütlenerek merkez sağ partiler içinde yer almayı tercih eden muhafazakârlar yeni parti kurarak siyaset arenasına giriş yapmışlardı.

Said Nursi ve Süleyman Efendi’nin talebeleri

Bu durum bazı çevreleri olduğu gibi, Nurcu ve Süleymancı gibi Adalet Partisi’ni destekleyen cemaatleri de ürkütmüştü.

Ancak Milli Nizam Partisi kurulunca, Süleymancılardan bu partiye yönelenlerin olması, Süleymancıların lideri Kemal Kaçar’ı tedirgin ediyordu. O yüzden Erbakan ve partisi MNP aleyhinde propagandalara girişildi. Ancak buna rağmen cemaatten bazıları, Adalet Partisi’nin de CHP’den çok farklı olmadığını, Süleyman Efendi yaşasaydı onun da Erbakan’a destek vereceğini iddia ediyordu.

Nurcular da benzer duygular içindeydi. Ağabeylerin bir kısmının Erbakan’ın partisine destek vermesi ve tabandan partiye yönelimin olması endişe verici boyuttaydı.

Zübeyir Gündüzalp ve çevresi, merkezi bir kararın cemaate ulaşması için sadece meşveretlerin yeterli olmadığını, günlük bir gazete çıkarılması gerektiğini düşünmeye başladı. Yapılan görüşmeler sonucu bu karar alındı ve Bekir Berk’in adını Yeni Asya verdiği günlük gazete, Milli Nizam Partisi’nin kurulmasından bir ay sonra 21 Şubat 1970 tarihinde yayın hayatına başladı. Ancak, ağabeylerin bir kısmı buna da karşıydı.

Erbakan’ın liderlik yaptığı MNP, 12 Mart 1971 muhtırası döneminde kapatılmıştı ancak Türkiye’de muhafazakâr partilerin uzun soluklu iktidar yürüyüşünü başlatmıştı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş