İsmail Fatih Ceylan yazdı: 30 Ağustos Meydan Savaşı’nda Yunan kumandanı Trikupis nasıl esir alındı

30 Ağustos 1922 günkü Meydan Savaşı, 26 Ağustos’ta olduğu gibi, sabahın erken saatlerinde başlamamış, öğleden sonra ve akşama doğru gerçekleşmişti. Dumlupınar yönünde ilerlemek isteyen düşman kuvvetleri, Türk ordusu tarafından bir gün önce yolu ve yürüyüş hızı kesilerek, ertesi sabahtan itibaren, bilhassa Adatepe bölgesinde sıkıştırmaya başlamıştı.

4. Kolordu Komutanlığı’nın verdiği emre göre tümenler, öğleden sonra saat 14.00 sıralarında taarruza başlayacaklardı. Fakat tümenlerle birlikleri ikindiye doğru ancak Adatepe civarına gelebildiklerinden 30 Ağustos savaşları da akşama doğru başlamıştı. Halit Bey kumandanlığındaki 5. Kafkas Tümeni Selki Saray’dan gelerek küçük Aslıhanlar’dan sonra Adatepe’deki düşmana saldırmış ve süngü hücumu ile bu tepeyi işgal etmişti. Gruptan sonraki zamanda, karışan birliklerin toplanması ve Kızıltaş Deresi kapatılarak düşman kaçamadığı takdirde ve ertesi günü yapılması muhtemel hareketlere karşı hazırlıkla vakit geçirilmişti.

Fakat 31 Ağustos sabahı görülen manzara içler acısıydı. Savaş meydanında ganimetlerden ve sayılamayacak kadar çok ölüden başka mücadele edilecek bir kuvvet kalmamıştı. Sağ kalanlar bulabildikleri açık yerlerden çekilmişlerdi.

Yunanlı komutan Trikupis, hatıralarında bu sırada içinde bulundukları güçlükleri şöyle anlatıyor.

“Yüksek mevkilerimiz iki mütekabil istikâmette topçu ateşine maruz kalıyordu. Birçok bataryalarımız, ateş açmak vaziyetine geldikten bir dakika sonra iskat ve tahrip ediliyordu. Muharebe devam ederken, Palastras Alayı’ndan bir subay bana gelerek Palastras Alayı’nın, 1. ve 7. Tümenleri bazı kısımlarıyla beraber, Dumlupınar’ın kuzey batısında bir tepede bulunduklarını, o civardaki kuvvetlerimizin, erzak ve cephanemizin kalmadığını haber verdi. Bundan sonra, muharebe muntazam devam ettiği takdirde, Dumlupınar’ın kuzey doğusunda diğer kuvvetlerimizin bulunduğu yere çekilmeye ve oradan hep beraber ricata karar verdim.”

Trikupis ayrıca 12., 9., 13. Tümenler’in yürüyüş sırası ile Dumlupınar – Banaz yolu ile çekilmek istediklerini, 18.30’da yapılan taarruzların panik doğurduğunu, askerlerin emirsiz ve nişan almadan ateş ettiğini, verilen kayıplardan düzensizlikler çıktığını, akşam karanlığında da karmaşıklığın devam ettiğini, koşum hayvanları ile dört nala kaçan sahra topçu erlerini durdurmak ve paniği önlemek istediğini yana yakıla anlatmaktadır.

Gece yarısından sonra sessizlik çökünce, batıya doğru yürüyüşe devam ederek, Dumlupınar’ın kuzey batısındaki sırtlara yönelmişler, daha sonra Banaz’ın işgalini düşünerek Murat Çayı’nı batı yönünden takibe karar verilmiş. Amaçları Uşak’a gitmekmiş. 29 Ağustos’tan beri aç denilecek durumda ve yorgun bulunan yürüyüş kolu, Türklerden önce Uşak’ı işgal edebilmek için, güneye dönmüş, Cinli-Karacahisar-Mesudiye yönünü takip etmek niyetiyle 1-2 Eylül akşamı 22.00 sularında Cinli üzerindeki sırtlarda istirahate geçmişler.

1 Eylül 1922 günü, 1. Ordu komutanlığınca verilen emre göre, 4. Kolordu da kendi düzenlerini almış, 1. Kolordu ile birlikte ve Uşak yönünde düşmanın takibine başlanılmıştı. 5. Kafkas Tümeni bugün, Bostancı Harebesi’ne kadar şoseyi takip ettikten sonra, oradan Cafer-gazi-Ekşisu üzerinden Hatıplar Köyü’ne gitmiş, gece yarısına doğru ordugâha yerleşmişti. 3. Kafkas Tümeni bugün Kızıltaş Vadisi’nde iki Yunan tümen komutanı ile, bazı topçu komutanlarını ve bir- miktar askeri esir ederek, Dumlupınar’a götürmüşlerdi. 30 Ağustos günü, ordu ve kolordu komutanlıkları tarafından tümenlerimizce esir edilmeleri istenen, 1. ve 2. Yunan kolordu Komutanları olan iki general, bunların içinde yoktu.

Kurtuluş Savaşımızın yeni ve gerçekten anlamlı bir günü başlamıştı. Günlerden 2 Eylül Cumartesi’ydi. 1. Ordu Komutanı’nın gece yarısı verdiği emre göre, Uşak dolaylarında konaklayan, 1. Kolordu 2 Eylül sabahı Bölme-İlyaslı-Düdüklü (Dudular) çizgisinin kuzeyinden, bütün gece hiç dinlenmeden yürüyen ve sabaha karşı Karakuyu-Sevindikler bölgesine gelen 2. Kolordu ise, 1. Kolordu’ya ayrılan hattın güneyinden yoluna devam edeceklerdi. 2. Kolordu’ya Güre-Akçaköy-Ahmetler hedef o1arak verilmişti. Şayet önemli bir engel çıkmaz ve yürüyüşte bir aksama olmazsa, bu kolordunun o gün akşam üzeri öngörülen hedefe varacağı hesaplanmıştı. 1. Kolordu’nun görevi ise Uşak-Güre ile Uşak-Takmak (Esme) hattında çekilen Yunan silâh artıklarını Bölme-İlyaslı-Düdüklü yoluyla izlemekti.

Ordu komutanı ve 4. Kolordu’nun emriyle, 2. Kolorduya verilen 5. Kafkas Tümeni Uşak dolaylarına sokulmak için geceyi geçirdikleri İslâmköy’den, 2 Eylül sabahı hareket etmişlerdi. Tümen, demiryolunun kuzeyinden Derbent Çarıkköy yoluyla Uşak’a 5. Kafkas Tümeni bu hattın güneyine ve Kapaklar üzerinden Kalfaköy’e, 11. Tümen ise İkisaray’a, Ağır Topçu Alayı ile kolordu bağlı birlikleri de bu tümenin gerisinden Uşak’a gideceklerdi.

30 ağustos
İsmail Fatih Ceylan yazdı: 30 Ağustos Meydan Savaşı’nda Yunan kumandanı Trikupis nasıl esir alındı

Mingarip köyü yanıyordu

23. Tümen Komutanı Yarbay Ömer Halis (Bıyıktay) Bey, büyük molaya uygun bir yer bulmak için Tümen Süvari Bölüğü’nün önüne düşerek, çevrede bir araştırmaya çıkmıştı. Tümenin kolbaşında bulunan 69. Alay bu sıralarda yani saat 14.00’de Çarıkköy’den Mingarip Köyü’ne ulaştığında Mingarip köyü yanıyordu.

1 Eylül 1922 günü 5. Kafkas Tümeni. Göğem Köyü’nün 2,5 km. doğusuna yaklaştığı sırada, Yunan kuvvetlerinden bir tümen kadar askerin Murat Dağı’ndan Mütekarrip ve Karacahisar Köyleri’ni basarak, Elmadağı yönünden, Uşak’a doğru ilerlemekte olduğu haberi alınmıştı. Düşmanın Murat Dağı’ndaki durumunu bizzat görerek haber getiren köylülerin verdikleri bilgi değişikti. İçlerinde asker miktarının 12 bin olduğunu söyleyenler de vardı; “’Arazi çok dalgalı, dereli ve tepeli olduğu için” düşmanın hakiki durumu hakkında kesin bir bilgi edinmek, 5. Tümen Komutanlığı’nca şu an için mümkün değildi.

Öğleden sonra saat 14.00 sularında Dadaylı Halit (Akmansü) Bey, düşmanın yürüyüş yönü, kuvvet miktarı ve bulundukları yer hakkında, köylüleri kısaca sorguya tabi tuttuktan sonra, edinebildiği bilgiye göre şu tedbirleri almıştı: Tümen Süvari Bölüğü düşmanla temasa gelebilecek şekilde, Kusur Deresi tarafından Karacahisar köyü yönüne keşfe gönderilmiş, Bölük Komutanı Ahmet Bey’e, tümenin alacağı yeni durum, keşif raporlarını göndereceği yer vesaire hakkında direktifler verilmişti. Bu sırada, 5. Tümen’e basit bir emniyet düzeni ile, Göğem Köyü yönünde yürüyüşe devam ettirildi. Tümen, 9. Alayına da ileride süvari bölüğü hizasına kadar yanaşması ve Karacahisar köyünün güneyindeki tepeleri işgal emri verildi.

Murat Dağı’nda görülen Yunan askerleri

Murat dağı eteklerinde varlığı haber verilen, bu kalabalık düşman kuvvetinin, 30 Ağustos’ta imha savaşlarından kurtularak, gece yarısı geri çekilme imkânı bulabilenler olduğu anlaşılıyordu.

Kolbaşısıyla Çarıkköy’de bulunan daha sol ve ilerideki 23. Tümene de, köylüler tarafından aynı haber ulaştırılmış, kalabalık bir düşman kuvvetinin Comburt üzerinden, Uşak yönüne gelmekte ve köyleri yakıp yıkmakta oldukları bildirilmişti. Bunlar, Kusur deresi civar köyler halkındandı. 23. Tümen Komutanı Halis (Bıyıktay) Bey Uşak’ta bulunuyordu.

Aynı anlarda tümen süvari bölük komutanının Ortaköy’ün 1 km. kuzey doğusundan saat 15.15’de yazdığı. rapor gelmişti. Raporda, “Bir düşman kuvvetinin Murat Dağı’ndan inerek, Mingarip-Aşağıkaracahisar’a geldiğini köyleri yaktığını, o tarafa iki keşif kolu gönderdiğini, bölüğün de Göğem doğrultusunda gideceğini” bildirmişti. Saat 16.20’de tümen Karlık Köyü’ne vardığında, 69. Alay’dan bir subay gelerek, düşmanın Mingarip’te olduğunu, alayın Çarıkköy kuzeyinde bulunduğunu söylemişti.

5. Kafkas Tümeni Komutanı, Dadaylı Yarbay Halit (Akmansü) Bey, tümenine bağlı birliklerin gelmesine kadar, 68. Alay’ın mevzilerde kalmasını haberci subaya bildirmiş, ardından da 9. Alay komutanına, sağını süvari bölüğüyle emniyete alarak Göğem doğrultusunda ilerlemesini, Kepeztepe’nin tutulup Karacahisar ile Kusur Deresi yönüne keşif kollarının sürülmesini emretmiş ve Alaya bir dağ top takımı vermişti. Daha sonra Zelep Köyü’nde emrine girmesini tebliğ etmişti.

Bu durumda Halit (Akmansü) Bey’in emrinde 4 piyade, 1 topçu alayı ile bir hücum taburundan oluşan önemli bir kuvvet meydana gelmiş oldu. 9. Alay Kepeztepe’de, 10. Alay Göğem köyünün 1.5 km. kuzeyindeki Bölmelik Tepe gerisinde 13. Alay da emniyette bulunduruldu. Hücum Taburu ilerideki 9. Alay’ın yanına gönderildi. Kepeztepe’de toplanan bu kuvvetlerin komutanlığına 5. Tümen Liva Komutanı Yarbay Ali Rıza Bey tayin edildi. Burada, bir topçu taburu gözetleme yerine sokuldu. Diğer bir topçu taburu Göğem Köyü civarında, Sıhhiye Bölüğü Göğem Köyü’nde ve bir postası da Zelep’de idi.

Tümen gözetleme yerini Bölmelik Tepe’de kuran Halit (Akmansü) Bey, bir batarya dürbünü ile bizzat yaptığı gözetleme sırasında, Elmadağı doğu eteğindeki Karacahisar köyünün yandığını, köy içinde düşman askerlerinin gezindiğini görmüştü. Dağdan Kusur Deresi’ne uzanan bu köye Elmadağı gerisinde ne kadar kuvvet bulunduğu arazinin engelli oluşu sebebiyle görülemiyordu.

Daha önce keşif maksadı ile ileri sürülen süvari bölüğü düşmanla temasa geçerek, Karacahisar civarındaki sırtta yaya savaşına inmiş ve silâh sesleri başlamıştı. Elmadağı’nı işgal altında bulunduran düşmanın yerleştiği Kusur Deresi’nin iki tarafında mevzi alan 5. Tümen Birlikleri’ne hâkim sayılırdı. Düşmanın hakiki kuvveti hakkında henüz yeterli bilgi yoktu. Tahmin edildiği gibi, 10-12 bin kişilik bir düşman kuvveti ile savaşa tutuşmak ihtimali de vardı.

Kolordu Komutanı Uşak’ta idi. Halit (Akmansü) Bey, düşman hakkında edindiği bilgi ve kanaatlerle birlikte, aldığı tedbir ve düzenlere dair bir raporu bir süvari ile Kemalettin Sami Paşa’ya gönderdi. Verilen cevap, Tümen Komutanlığınca alınan düzenlerin uygun olduğu ve 23. Tümeni teklif edildiği gibi sol yanına yaklaşması emrinin verildi şeklinde idi.

General Trikupis teslim olmaya karar verdi

İsmail Fatih Ceylan yazdı: 30 Ağustos Meydan Savaşı’nda Yunan kumandanı Trikupis nasıl esir alındı

Süvari Bölüğünün yaya savaşından sonra, 9. Piyade Alayı’nın da Karacahisar sırtlarını işgale başladığı sırada, düşmanın ateşle karşılık vermesi beklenirken, Elmadağı üzerinden beyaz bir bayrak sallandığı görüldü. Bu bir teslim olma işareti idi. Bir müddet sonra süvari bölüğüne müracaat eden bir Yunan müzakerecisini, 5. Tümen Komutanı’nın yanına getirdiler. Bir süvari takım subayı ile birlikte gelen Yunan küçük subayı, “General Trikupis’in teslim olmaya karar verdiğini, teslim alınmaları için kendisinin sözcü olarak gönderildiğini” ifade etmekteydi.

Tümen Komutanı, ondan Trikupis’in yanında kimler bulunduğunu, nerede ve ne kadar Yunan Kuvveti olduğunu sordu. Bundan, Trikupis’ten başka 2. Yunan Kolordusu Komutanı bir general ile kurmayları, bir tümen komutanı ve 13. Yunan Tümenine mensup 6000 kadar asker mevcut olduğu öğrenilmişti.

Akşam yaklaşırken Halit (Akmansü) Bey Liva Komutanı Yarbay Ali Rıza Bey’e lüzumlu emirleri tebliğ ederek, düşmanın hal ve vaziyetini, kuvvetini, müzakerecinin getirdiği haberi bildirdi. Yunanlıları gidip derhal teslim almasını, silâhlarından tecridini askerlerin Zelep köyünde muhafaza altına alınmasını, yaralıların Göğem köyündeki Sıhhıye bölüğüne, generallerin de tümen tarasut yerine, yanına gönderilmesini istedi. Bu emrin yerine getirilmesine güneşin batmaya yakın başlanılmıştı.

2-3 Eylül gecesi, takriben saat 22.30’da süvari bölük komutanı Sivaslı Yüzbaşı Ahmet Bey, esir generallerle maiyetindeki komutan ve subayları, Göğem Köyü üzerinde Bölmelik Tepe’de bulunan 5. Kafkas Tümeni Komutanı Dadaylı Halit (Akmansü) Bey’in yanına getirdi. Bunlar, Yunan Kuvvetleri Başkomutan Vekili ve 1. Kolordu Komutanı Trikupis, 2. Kolordu Komutanı General Dijennis, 2. Kolordu Kurmay Başkanı Albay Yuvanis, İzmir’e ilk çıkan 13. Tümen Komutanı Albay Vandelis ve Albay Kalinalis ile yaverleri idiler.

13. Yunan tümenine ait diğer subay ve askerleri de tümen Liva Komutanı teslim almıştı. 5. Tümen harp ceridesine göre, yalnız 5. Tümenin aldığı esir miktarı 391 subay, 5385 asker, ayrıca 700 küsur hayvan, 1296 tüfek, 11 ağır makinalı, 50 hafif makinalı tüfek ile, 4 top ve çok sayıda cephane alınmıştı. 23. Tümen Birlikleri’ne teslim olanlar ise, 1. Kolordu Kurmay Başkanı ile, 96 subay idi. Yaralı esirler, Göğem Köyü’ndeki sıhhiye bölüğüne getirilerek orada tedavi edildiler.

Dadaylı Halit ile Trikupis görüşmesi

Esir general ve komutanlar atla geldikleri halde yorgun ve bitkin görünmekteydi. Atından inerek Halit Bey’in yanına yaklaşan General “Ou estle commandanet?” diyerek kendisini teslim alacak Türk komutanını arıyordu. Bu, çok ilginç bir manzaraydı. Halit Bey’in, üstünde, o sırada subaylarımızın giydiği, haki renkte, son savaşlarda yıpranmış, tozlanmış bir elbise ile kaput vardı. Birkaç gündür verilen meydan savaşları ve takip hareketleri yüzünden saçı ve sakalı da uzamıştı.

Karşısındaki Yunan Generali ise parlak üniformalı, tam Avrupalı bir komutan kıyafeti idi. Bu manzara, yokluk içinde çırpınmamızı, asıl mukavemetimizin, dış görünüşe kapılmadan, Kuvayi Milliye ruhu ile ve bütün· Millî Mücadele yılları süresince, gösterdiğimiz azim ve iradenin, feragâtın gözle görülebilen şaheser bir örneği idi. Arkasında büyük, zengin devletler bulunan, her çeşit malzeme ve teçhizata sahip olan şımarık ve mağrur düşman ordusu, General Trikupis’in, Göğem Tepeleri’nde mütavazi görünüşlü yağız çehreli bir Türk komutanına, Halit Bey’e teslim oluşu hadisesiyle manevi kıymetlerinden büsbütün sıyrılmıştı.

Bu olay, milli birliğin, mahrumiyet dolu çalışmalarla yükselen azim ve imanı, gayesiz, haksız ihtiraslara ve maddi üstünlüğüne karşı, elde ettiği büyük bir zafer, ilahî bir tecelli idi.

Elinde bir harita olduğu halde, etrafındaki yaver ve emir subayları ile birlikte, düşmanın düştüğü bu acı sondan habersiz gibi ayakta duran Halit (Akmansü) Bey, Trikupis’in Fransızca sorusuna karşı aynı dille; “Kumandan benim, hoş geldiniz. Buyurunuz oturalım” dedi. Trikupis, mahsun ve üzgündü. Türk Komutanını gözü tutmadığı her halinden belli oluyordu.

Orada yakılan bir kır ateşi etrafına hep birlikte oturdular. Halit Bey’in, sağında General Trikupis, onun yanında Dijennis, diğer komutanlarla yaverleri, solunda da karargâh subayları yer almışlardı. Bu sırada Yunan ordusunun sözcüsünün teslim teklifi, bir müddet önce Uşak’taki Kolordu Komutanlığı’na bildirmiş olduğundan, Tümen Komutanlığı’na bunun cevabı gelmişti. Bunda yapılması gerekli olan işlerle, teslim sırasında müteyakkız davranılmasına ait emirlerden başka düşman generallerinin, hemen Uşak’a gönderilmeleri isteği de vardı. Uşak’tan gelen bu emir, esir generallere tebliğ edildiği zaman, bilhassa General Dijennis’in rahatsız bulunuşu sebebi ile Uşak’a ertesi sabah gönderilmelerini rica ettiler. Teklifi Halit (Akmansü) Bey’de uygun bulduğundan, Tümen Komutanlığınca, esirlerin 3 Eylül sabahı gönderileceklerini ve sebebi kolorduya bildirildi.

Türklerin misafiri durumuna giren esirlerin aç oldukları anlaşılıyordu. Halit (Akmansü) Bey, Karargâh Komutanına bir ikramda bulunulması emrini verdi. Fakat aşağıda bulunan Göğem Köyü’ne erzak tedariki için gidenler elleri boş dönmüşlerdi. Köylüler daha birkaç saat öncesine kadar köylerini yakan ve kendilerine her çeşit zulmü reva gören düşmana yiyecek veremeyeceklerini, buna karşılık kumandanın şahsı için canlarını feda edebileceklerini söyleyerek, özür dilemişlerdi.

Bunun üzerine esirlere çay ikram edilmiş, zeytin vs. gibi karargâhtaki yiyeceklerden verilmişti. Bu sırada esir generallerin yüzlerinde, ortada yanan ateşin aksettirdiği derin acıyı seyretmek, hissettikleri esaret ızdırabını anlamak mümkündü. 13. Tümen Komutanı Vandelis, gözlerini yummuş ve pek düşünceli bir haldeydi. Ateş çemberi etrafında toplanan Türk komutan ve subaylarındaki engin memnunluk ve sevinç duyguları ise ölçüsüzdü. Hepsi huzur, saadet içindeydiler. Bütün yorgunluklarını unutmuşlardı.

Esir generallerle maiyetleri erkanına ikram edilen sıcak çay sonunda, biraz kendilerine geldiklerini gören Halit (Akmansü) Bey, kendi ağızlarından mağlubiyetlerin sebebini öğrenmek ihtiyacını duydu. General Trikupis’in iyi Fransızca bildiğini anlamıştı. Her ihtimale karşı yanına aldığı Rumca bilen Giritli bir subayın tercümanlığına ihtiyaç kalmadığından, kendisini bizzat sorgulamaya başlayarak şunları sordu.

“Siz bir asker ve komutan olarak vazifenizi yaptınız. Fakat, harp talihi sizin aleyhinize tecelli etti. Biz de vazifelerimizi yaptık, ordularınızı vatanımızdan çıkarabilmek için el birliği ile çalıştık. Anadolu’yu haksız işgalinizden dolayı er geç sizi mağlup edeceğimize inanıyorduk. Ancak, bu kadar çabuk, bir hafta gibi kısa bir zamanda ordunuzun dağılacağını ummamıştık. Ben, Sakarya Meydan Savaşı’nda da tümen komutanı olarak bulundum. Görüşüme nazaran, Yunan Ordusu Sakarya’dan, son meydan muharebesinden çok daha fazla harp kabiliyet ve kıymeti g6stermişti. Şimdi, neden bu kadar süratle mağlup oldunuz? Mağlubiyetinizin hakiki sebepleri sizin ağzınızdan duymakla memnun olacağım.”

Trikupis mağlup olmalarının sebeplerini anlatıyor

General Trikupis, düşünerek, üzüntü içinde bulunduğunu bildiren bir iç çekişten sonra, kendisine sorulanlara Fransızca cevap vermeye başladı. Yunan Ordusunun, mağlubiyet sebeplerini 5 maddede toplayarak açıklamaya çalıştı. Ona göre birçok olan mağlubiyet sebeplerinin başlıcası şunlardı:

“1- Sakarya Muharebelerinden önce, Yunan Kralı ta Eskişehir’e kadar gelmişti. Başkumandanımız ehliyetli bir kişi idi. Sakarya çekilmesi üzerine, Yunan kamuoyunda galeyan görüldü. Siyasi değişikler oldu. Bu sebeple de başkomutan Papulas ile Genel Kurmay Başkanı Dusmanis değiştirildi. Papulas’ın yerine siyasi düşüncelerle Kral’ın yaveri topçu generali Hacı Anesti Başkomutan oldu. Bu suretle önemli bazı makamlar iktidarsız ellere verildi. En kötüsü, orduya siyaset karıştırıldı. Her işimize siyaset hâkim oldu.

2- Son taarruzunuzdan önce, Başkomutanımız General Hacı Anesti’ye teklifte bulundum; “Türklerin ciddi taarruzlarını şimdi bulunduğumuz Afyonkarahisar – Eskişehir hattında kabul etmemiz hatalıdır. Burasını daha faal kuvvetlerle tutmak gerekir. Bu cephenin genişliği bizim kuvvetlerimize uygun değildir. Bu sebeple Türklerin muhtemel taarruzlarını, Milne hattında kabul edecek şekilde tertiplenmemiz uygun olur” dedim. Bu fikrimi Hacı Anesti’ye kabul ettiremedim.

3- Casuslarım vasıtası ile ve uçak keşifleri ile taarruz hazırlıklarınızı haber alarak durumu Başkomutanlığa bildirdim. Fakat, Türklerin taarruz edecek kudrette bulunmadığı kuruntusuna kapılan Hacı Anesti, bildirdiğim hareket ve yığınakların bir blöften ibaret olduğunu söyledi. Sizin Uşak yönündeki çekilme imkânlarımızı ortadan kaldıracak tarzda, sağ yönümüze taarruz edeceğinize ihtimal verdiğimden, Altıntaş tarafındaki 2. Kolordumuzun vakit geçmeden bu tarafa yaklaştırılmasını kendisine yazdımsa da, buna da inandıramadım. Blöfte ısrar ederek yine tekliflerimi kabul etmedi.

4- Nihayet, 26 Ağustos sabahı bütün c:ephede taarruza geçtiniz. Altıntaş – Eskişehir bölgesindeki taarruzların kuvvetlerimizi tespit için yapıldığı, asıl taarruz hedefinizin kolordumuzun cephesi, sağ yönümüz olduğu anlaşıldı. İlk müdafaa mevzilerimiz teker teker düşmekte idi. İzmir’deki Başkomutanlığa hemen müracaat ederek, 2. Kolordunun sağ yöne kaydırılmasını, bu cephenin süratle takviyesini istedim. Bu, yerinde teklifim karşısında, geç olarak ve ancak bir tümenle takviye edildim. Bu kuvvetin, düşmüş olan mevzilerimizin yeniden alınması için parçalamak zorunda kaldım. Hacı Anesti, bizi İzmir’deki karargâhından sakat taarruz emir ve hedefleri vermeye devam etti. İşte, makul tekliflerimize kulak asılmadığından, çalışmamıza ve sağlam durumumuza rağmen böylece mağlubiyete uğradık.

5- Sakarya Savaşları’ndan önce, bütün erlerle subaylarda fedakârlık ruhu vardı. Disiplin yerinde idi. Uzun süren bekleme devresinde memlekette harp aleyhtarlığı ortaya çıktı. Cephedeki asker ihmal edildi. Komünistlik propagandası ileri hatlarımıza kadar sokularak erlerdeki itaat ve disiplin ruhunu gevşetti. Erler, “Neden evlerimize gitmiyoruz?” demeye başladılar. Gruplar halinde firar hadiseleri oluyordu. Maneviyat bozulmuştu. öyle zamanlar oldu ki, subay ve erler bizzat benim emirleri dinlemediler.”·

Bu görüşmede Yunan 13. Tümen Kumandanı General Trikupis, Halit (Akmansü) Bey’e “İzmir’e ilk çıkan 13. Tümenini esir ve teslim aldığından dolayı pek talihli olduğunu” söyledi.

Halit (Akmansü) Bey tebessüm ederek:

 “Benim Tümenimin karargâhı Harbi Umumiden önce garnizonu İzmir olan 10. Tümenin karargâhıdır. Demek ki adalet tecelli etmiş ve hak yerini bulmuştur” cevabını verdi.

2-3 Eylül 1922 gece yarısında sona eren, dikkat ve ilgiye değer olan bu konuşmalardan sonra, esasen yorgun olan Yunan generalleri ile maiyeti, konik çadırlara yatırıldı.

Yatmadan önce Trikupis ile Dijennis’in üzerindeki tabancaları alındı. Vandelis’in tabancası yoktu. O gece sabaha kadar seyyar karyolalarda uyudular. Ertesi sabah (3 Eylül), kendilerine ikram edilen kahvaltıdan sonra, 5. Tümen Süvari Bölüğü ile Sivaslı Ahmet Bey’e katılarak Uşak’a sevk edildiler.

Halit Bey’in milletvekili olması

2 Eylül 1922 günü yanındaki bazı komutanlarla birlikte teslim olan Yunan başkumandanı General Trikupis’i esir alma başarısı nedeniyle Mustafa Kemal Paşa, Halit Bey’i kutladı ve 31 Ağustos 1922’den geçerli olmak üzere Büyük Millet Meclisi hükümetince miralaylığa terfi ettirildi (3 Eylül 1922).

Nisan 1923’te tümeniyle İnegöl’de bulunduğu sırada Mustafa Kemal Paşa’dan gelen istek üzerine siyasete atılan Halit Bey’in seçim bölgesi olan Kastamonu’da tespit ettiği listedeki adaylar seçildi, kendisi de 19 Temmuz 1923’te mazbatasını alarak mebus oldu. Bu tarihten itibaren fiilî askerlik hayatı sona erdi.

Halit Bey, Erzurum ve Sivas kongrelerinde ısrarla korunacağı yolunda kararlar alınmasına rağmen saltanatın ve hilâfetin ilga edilmesine karşı çıktı. Saltanatın kaldırılmasından sonra hilâfetin mutlaka korunması gerektiği görüşünü mecliste şiddetle savundu. Kanunun 3 Mart 1924’te kabul edilmesi üzerine aynı gün Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa etti. Partiden ayrılan bir grup muhalif mebusla birlikte Kâzım Karabekir Paşa’nın başkanlığında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na girdi. Takrîr-i Sükûn Kanunu’na dayanılarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın 3 Haziran 1925 tarihinde kapatılması üzerine bağımsız kalan Halit Bey’in mebusluğu 1 Kasım 1927’de sona erdi. On üç buçuk ay açıkta kaldıktan sonra 14 Şubat 1929’da miralaylıktan emekli oldu. 30 Ağustos 1922 zaferine katılan bütün tümen kumandanları mirlivâ oldukları halde Halit Bey terfi ettirilmemiştir.

Soyadı kanunundan sonra Akmansü soyadını alan Halit Bey’in, Mîsâk-ı Milli sınırları içinde müstakil bir Türkiye’nin kurulmasında önemli hizmetleri geçti. 10 Şubat 1953’te ölen ve Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilen Akmansü, 27 Eylül 1988’de Ankara’daki Devlet Mezarlığı’na nakledildi.

KAYNAKLAR:

Dr. Ziya Göğem, Kurmay Albay Daday’lı Halid Beğ Akmansü, İstanbul 1954-56, I-II.

Fethi Tevetoğlu, “Milli Tarih ve Trikupis’i Esir Eden Dadaylı Halid Beğ”, Orkun, sy. 1, İstanbul 1962, s. 4-7.

Dr. Ziya Göğem, Murat Dağlarında, Roman, Ege Matbaası, 1962.

Dr. Ziya Göğem, İçten Gelenler, Roman, Ege Matbaası, 1963.

Uşak ve Havalesinde Milli Mücadele, Ahmet Yaşar Altınkaya, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü T.C. Tarihi Ana Bilim Dalı, 1990.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş