Ruşen Çakır yazdı: Dün, bugün, yarın – Yedi soruda Türkiye’de cemaat-siyaset ilişkileri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’deki cemaat olgusunu konuşmaya devam ediyoruz.

1) Cumhuriyetin ilk yıllarında cemaatler varlıklarını nasıl sürdürüyordu?

Özellikle tarikatlar dinin kamusal alanın dışına itilmesine ayak uydurmakta çok zorlandılar. Buna tepki gösterenlerin bazıları sert bir şekilde bastırılıp cezalandırıldı. Bu dönemde aslen tarikat kökenli olmakla birlikte yeni şartlara uyum konusunda Said Nursi ve Süleyman Hilmi Tunahan ayrı ayrı damarlar yakaladılar. Nursi açık bir şekilde İslam’ın modernizmle aslında uyumlu olduğunu anlatmaya çalıştığı risalelerini okuyanlar üzerinden geniş bir halka yarattı, böylece Nurculuk ortaya çıktı. Tunahan ise esas olarak başta Kur’an bilgisi olmak üzere din eğitiminin durakladığı iddiasıyla, bazı varlıklı dindarların finanse ettiği gizli dersaneler açtı, böylece de Süleymancılık ortaya çıktı. Bu iki yeni cemaatten Nurculuk açık faaliyeti öne çıkardığı için daha popüler oldu ve sık sık devletle sorun yaşadı. Süleymancılar ise popülerlik yerine dikkat çekmemeyi, devletle sorun yaşamamayı temel aldılar ve çok daha köklü bir şekilde örgütlendiler. Diğer cemaatler -ki çoğu tarikatların farklı kollarıydı- varlıklarını sürdürdüler ama etkili olamadılar.

2) Çok partili hayatla birlikte cemaatler devletle barıştı mı?

Demokrat Parti (DP) iktidarıyla cemaatlerin devletle barıştığı önermesi biraz abartılı. DP iktidara gelirken hiç kuşkusuz yeni rejimden memnun olmayan kesimlerin, dolayısıyla cemaatler ve dindarların önemli bir bölümünün desteğini almıştı, fakat baskıyı azaltma dışında onları sisteme entegre etme konusunda çok atak da davranmadı. Bunun ilk akla gelen nedeni, başta ordu olmak üzere devletin gerçek sahibi olduğunu düşünen kurumlardan ürkmesidir. Fakat DP kadrolarının da CHP içinden çıkmış olduklarını unutmamak ve aşırı bazı uygulamaları dışında resmi laiklik anlayışına bağlı kaldıklarını vurgulamak lazım.

3) Milli Nizam Partisi/Milli Selamet Partisi cemaatler tarafından mı kuruldu?

Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Görüş hareketinin yasal siyaset alanına bağımsız bir parti üzerinden girmesinin arkasında Nakşibendiliğin İskender Paşa kolunun o dönemki şeyhi Mehmet Zahid Kotku’nun olduğu doğrudur. Zaten Erbakan ve kurmaylarının önemli kısmı Nakşi geleneğindendi. Parti örgütlenmelerinde özellikle Nakşibendiler’in ülke çapında çok etkili olduğu da bilinir. Bu arada merkez sağ partileri (o tarihte Adalet Partisi) destekleyen Nurcular’dan bir grup da MSP ile birlikte hareket ettiler. Fakat dikkatli incelendiğinde Erbakan’ın Milli Görüş partilerini, ne kadar destek olsalar ve bizzat içinde yer alsalar da cemaatlerüstü olarak formüle etti; diğer bir deyişle kendisi toplumsal alanda faaliyet yürüten cemaatlere alternatif olarak siyasal alanda kendi cemaatini örgütledi.

4) 1970’lerden itibaren cemaatlerin siyasi parti tercihleri nasıl şekillendi?

Tabii ki ilk akla gelen MSP/RP, yani Milli Görüş partileri. Fakat Erbakan’ın İslami kesimin ağırlık merkezini dinsel/kültürel/toplumsal alandan siyasal alana taşıması cemaatlerin büyük kısmını rahatsız etti. Bunun ikli ayağı vardı:

a) Erbakan’ın başarılı olması kendilerine ilgiyi azaltacaktı.

b) Erbakan’ın başarılı olması devletin tepki ve hiddetini doğurup kendileri de bunun faturasını ödeyecekti (örneğin 28 Şubat süreci).

Dolayısıyla cemaatlerin önemli bir kısmı, başta merkezdekiler olmak üzere sağ partilere daha yakın oldular; onların iktidarında devletle daha az sorun yaşamayı, hatta bir ölçüde kayrılmayı hesapladılar ki öyle oldu.

5) Fethullah Gülen dengeleri nasıl bozdu?

1970’li yılların başında Nurculuk’tan ayrılıp kendi cemaatini kuran Gülen, ilk andan itibaren kendisini “siyasetüstü” olarak tanıtıp esas olarak toplumsal alanda faaliyet yürüttü ve hızlı bir şekilde “toplumsal İslam”ı tekeline almaya başladı. İşin sırrı aslında Gülen’in tepeden tırnağa siyasetle ilgili olmasıydı. Özellikle dünya çapında yükselen İslamcılık’tan ürken sistemin merkezindeki (ordu hariç) kesimler “ılımlı” gördükleri/sandıkları Gülen ile radikal belledikleri Erbakan’ı durdurabileceklerini sandılar. Ve çok kötü yanıldıklarını, Gülen’in ilk fırsatta Erbakan’ın öğrencisi Erdoğan ile birlikte kendilerini tasfiye etmesiyle anladılar. Gülen 1990’larda, merkezdeki tüm parti ve liderlerle iyi ilişkiler kurdu, onlara duymak istediklerini söyledi ve elde ettiği imtiyazlara hem toplumsal İslam’ı tamamen ele geçirip hem de siyasal alanı tarumar etti.

6) Bugün cemaatler Erdoğancı mı oldu?

Çoğunun Erdoğan iktidarının yanında yer aldığı doğru. Bu noktada özellikle Yeni Asya Nurcular’ı ve Süleymancılar’ın Erdoğan’dan uzak durduklarını not edelim. Ama bazıları öyle görülse de cemaatlerin kayıtsız şartsız “Reisçi” olduğu doğru değil. Çünkü öncelikle Erdoğan’a yanaşmadan başka şansları yoktu, zira FETÖ’cü olarak yaftalanabilirlerdi. Öte yandan Gülen’in tasfiyesiyle boşalan yerleri doldurmak çoğuna cazip geldi. Fakat Erdoğan’ın krize girmesinin netleşmesiyle birlikte kimi cemaatlerin iktidarla mesafe koymaya, hatta muhalefetle temas kurmaya çalıştıkları söyleniyor.

7) Erdoğan’dan sonra cemaatler ne yapar?

Bir şekilde yine iktidara tutunmaya çalışırlar. Bunun için iktidar koalisyonundaki partilerden bir veya birden fazlasıyla iyi ilişki kurmak (ki bu seçeneklere CHP de dahil olabilir) yeterli olacağını düşüneceklerdir. Fakat gerek Erdoğan-Gülen savaşı, gerekse Erdoğan iktidarı döneminde cemaatlerin gösterdiği performans, yaşanan acı olaylar, bu yapıların artık eski güçlerine kolay kolay sahip olamayacaklarını gösteriyor. Dolayısıyla cemaatlerin Türkiye’de siyasette etkili olabildikleri günler sona ermek üzere diyebiliriz.

Ruşen Çakır’ın önceki yazıları:

Sezen Aksu olayı – Hedef alınan hepimizin dilleridir

On soruda Türkiye’de cemaatler

“Kendimden başkası için bir şey istiyorsam namerdim”

Sürdürülebilir sürdürülemezlik – Erdoğan’ın altı yöntemi

“Erken seçim” isteyip “baskın seçim”den ürkmek

En son ateş eden yine (büyük) burjuvazimiz oldu ve silahı tabii ki (yine) kurusıkıydı

Muhalifin muhalife propagandası ya da “Bana duymak istediğim şeyleri söyle”

Otoriter rejimlerde direnerek ayakta kalabilmek için -Sürdürülebilir cesaret

Yazmasam olmazdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus