Öner Günçavdı yazdı: Para otoritesinin enflasyona bakışındaki değişim

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sayın Bakan Nureddin Nebati’nin iktisatçılarla yaptığı toplantıda dile getirdiği görüşler, gerçekten çok ciddi görüşler. Umarın söylediklerinin sonuçlarını dikkatlice ölçüp, biçmiştir.

Dediklerinden anladığımız kadarıyla “politika faizini gündem olmaktan çıkarmışlar.” Açıklama mealen bu şekliyle, faizin artık bir politika aracı olarak düşünülmemesi gerektiğini ima eder nitelikte.

Ardından “ülke iktisat tarihinde ilk kez negatif faiz verir duruma gelmiş” diyor Sayın Bakan. Bu da, iyi bir şey gibi sunulmuş katılımcılara. Hem de bir bölümü akademik unvan sahibi olan katılımcılara. Bir kere bu iyi bir şey değil. Zira negatif faiz uygulaması, sahip olduğunuz birikimlerinizi saklamak yerine, bugünden tüketmenizi teşvik eden bir uygulamadır.  Ayrıca servetin kesimler arasında transfer edilmesine yol açar. Amaçlanan bu mudur?

Tasarruf açık ve buna müteakip cari açık sorunu olan bir ekonomide, aslında hiç de arzu edilmemesi gereken bir durumdur bu. Sayın Bakan ve TCMB 2022 yılında cari fazla vermeyi hedeflerken ve cari fazla durumunun bir tasarruf fazlası anlamına geldiği düşünülürse, negatif faiz uygulamasıyla, yani tasarruf fazlasını nasıl sağlayacaktır?

Öte yandan, enflasyonist bir ortamda uygulanacak negatif faiz politikası borçlunun lehine, alacaklıların ve tasarruf sahiplerinin aleyhine bir durum yaratmaktadır. Böyle bir durumda her isteyenin istediği krediye erişebilmesini nasıl ve hangi kaynakla sağlanacağını düşünmüş müdür yetkililer?

Sayın Bakanın iddiasının aksine, negatif faiz uygulamaları bu ekonomide daha önceleri de görülmüştür. Belki Sayın Nebati’nin iktisat eğitim aldığı alan olmadığı içindir, belki de yaşı yetmediği için kendisi bilmiyor olabilir. Ama 1980 öncesi ülkemizdeki mali piyasalara hâkim olan yoğun finansal baskının (financial repression) nedenlerinden biri de negatif faiz uygulamalarıdır. Hatta geçmişte enflasyonist ortamda, düşük tutulan faizler zaman zaman ülkemizi uluslararası ödeme krizleriyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu uygulamaların Türkiye ekonomisinde nasıl sıkıntılara yol açtığı konusunda, literatürde çok fazla akademik çalışma bulunmaktadır. Bu uygulamanın sonuçlarının neler olabileceğini görmek için, Sayın Bakanın çevresindekiler bu çalışmalara başvurabilirler.

Yapılan konuşmanın geneline bakıldığında ekonomi yönetiminde para politikası ve tabii bu politikanın uygulayıcısı TCMB’ye ihtiyacının olmadığı izlenimi verilmiş. Niyet bu muydu, bilmek zor tabii.

Daha önceki yazılarımda da ifade etmiştim. Sayın Bakan maalesef bilmeden büyük konuşmuş. Önce bu bankanın 1931 yılında hangi şartlarda, hangi ihtiyaçları karşılamak için kurulduğunu bilmesi gerekiyor.  Özellikle “yerlilik” ve “milliliği” kendine amaç edinmiş bir siyasi söylemin sahibi olanların, bu kuruluşun geçmişinden ders almaları gerekir diye düşünüyorum.

Bu sorunların hiç birinin cevabı elbette yok. Açıklamalar yapılıyor, değerli katılımcılar dinliyor. Ardından bakan salonu terk ediyor… Katılımcılara ise, bakanın ardından konuşulanların dedikodusunu yapmak kalıyor. Söylenenlere hiç kimse inanmıyor. Belki bir-iki partili dışında.

Oysa bu açıklamalar bir bütün olarak para politikasının da önemsizleştiği anlamına geliyor. Aslında sorun TCMB’nin para politikası ile ilgili duruşu ve siyasilerin taleplerine karşı gösterdiği yetersiz direnç. Bu konuda bankanın istikrarlı bir duruş sergilemediğini düşünüyorum.

Siyasi ihtiyaçlara bağlı olarak değişen bir enflasyon tanımı ve algısı var iktidarın. Bu konuyu dert etmesi gereken TCMB ise, siyasetin yarattığı rüzgâra göre enflasyona yönelik yaklaşımını değiştiriyor.

Merkez Bankamızın enflasyon konusundaki görüşlerindeki değişimi yapmış oldukları açıklamalardan takip etmek mümkün. Bu karşılaştırmada başlangıç noktası olarak Sayın Şahap Kavcıoğlu’nun göreve gelişinin hemen ardından, Enflasyon Raporu’na ilişkin düzenlediği bilgilendirme toplantısında dile getirdiği görüşlerini referans alıyoruz. Ardından bu görüşleri, bugünkü PPK duyurularında yer alan görüşlerle karşılaştırıyoruz.

Bu karşılaştırma aynı zamanda, siyasetin müdahalelerinin nasıl bankayı işlevsiz kıldığının da bir kanıtı.

Bahse konu toplantının tarihi 29 Nisan 2021. Sayın Başkanın göre atanmasının bir ay sonrası neredeyse. Yani koltuğa yeni yeni alışmaya başladığı o ilk günler. Muhtemelen açıklanan raporda başkandan ziyade, kurumsal duruşun ve görüşlerin ağırlığı daha fazla. Hatırlıyorum.   O zaman da konuşmayı okurken, önceki başkan Ağbal döneminin etkileri seziliyordu raporda. Neyse… Bunlar ayrı bir konular.

Raporun bugünkü ekonomik görüşlerden en önemli farkı, sözüm ona “ortodoks” iktisadi anlayış ile yazılmış olması. Yani “Heterodoks” anlayış daha hâkim olmamış bankaya. Konuşmanın yazılı hali hâlâ TCMB’nin web sitesinde, oradan bulunabilir.

Sayın Başkan yazılı konuşmasının beşinci sayfasında, 2021 yılının birinci çeyreğindeki gelişmeler ışığında, ülkemizdeki enflasyonun nedenlerine değiniyor. Bugünden bakıldığında yapılan bu değerlendirmelerin, bir dönemin uygulamalarının karakterini ortaya koyması bakımından değerli olduğu görüşündeyim.

O günkü koşullarda enflasyonun sekiz farklı makroiktisadi nedenin üzerinde duruluyor. Kanımca bu faktörlerin her birinin günümüz enflasyonu üzerinde etkileri hâlâ devam etmektedir. Ancak bankanın bu nedenler karşısındaki düşüncelerinde bugün eskisi kadar net olamadığı görülüyor.

Birincisi, toplam talebin düzeyini enflasyonun nedenleri arasında gören banka, kredi genişlemesini ve ekonomideki çıktı açığındaki gelişmeleri bu bakımdan dikkatle izlediğinden bahsediyor. Banka, kontrolü altındaki kredi genişlemesinden kaynaklanan enflasyonist yönelimleri kontrol etmek için sıkı takibe alabiliyordu talepteki gelişmeleri geçmişte. Faiz politikası da büyük ölçüde bunun için kullanılıyordu.  Ancak Sayın Bakanın kafa karıştıran açıklamalarından sonra bu fonksiyonu kimin ve nasıl yapacağı merak konusu.

İkincisi, enflasyonun parasal bir mesele olmasından yola çıkarak, parasal genişlemeyi bir diğer enflasyon nedeni olarak ileri sürmüş raporda Sayın Başkan. Hatta bir de geçmişte yapılan genişlemelerin bugüne kadar süren birikimli etkilerinin önemine vurgu yapmış. Buna göre, bugün yapılacak bir parasal genişlemenin enflasyonist etkilerini bir müddet gelecekte de görülebileceğini kabul etmiş. Bu son derecede doğru bir beklentidir.  O zaman enflasyonla mücadele edebilmek için parasal genişlemenin de, birileri tarafından kontrol edilmesi gerekmektedir. Daha da önemlisi bu genişlemenin kontrol edilmesi ve bu şekilde iç talebin ve büyümenin azaltılması gerekmektedir. Ama nasıl? Faiz mekanizmasını da para otoriteleri bu amaçla kullanabiliyorlar.

O gün yapılan konuşmada TL’nin değeri, yani döviz kuru da enflasyonu etkileyen faktörler arasında görülüyor ve yakından takip edildiğinden bahsediliyor. Başkan tarafından bu da üçüncü enflasyon nedeni olarak o gün telaffuz ediliyor. TL’nin değer kaybının birikimli etkilerinin enflasyon üzerinde etkili olduğu ifade ediliyor.

Dördüncü olarak ithalat fiyatlarındaki artışların maliyetler üzerinden enflasyonist etki yaratmasından bahsedilirken, son zamanlarda dünya ekonomisindeki emtia ve temel girdi fiyatlarındaki artışın ülkemizdeki enflasyon üzerindeki etkilerinin öneminden bahsediliyor. Hatta bunun tek seferlik bir etki olmadığı, aynı kur gibi fiyat şokunun da birikimli olarak bir süreklilik arz eden bir etkiye sahip olduğu kabul ediliyor.

Beşinci olarak açıklanan faktör, Türkiye ekonomisinin kısa dönemde para politikası ile değiştirilmesi mümkün olmayan yapısı. Bu öyle bir yapı ki, yukarıdaki maddelerde sayılan her bir faktörün enflasyonist etkilerin artmasına yol açabiliyor. Ekonominin ithalata bağımlılığı ve bazı sektörlerdeki kur geçişkenliğinin yüksekliği bu yapısal özelliklerden en önemlileri. Türkiye ekonomisi üzerine yapılan çalışmaların da ortaya koyduğu gibi, piyasa yapılarının rekabetçilik düzeyi de kur geçişkenliğini arttırıp azaltan etkilere sahip. Örneğin daha az rekabetin olduğu piyasalarda, bu geçişkenliğinin yüksek olması beklenir. Bir para politikası tespitinde bu faktörler veri alınmalı ve politika bu yapısal faktörlerin olanak verdiği imkânlarla uyumlu belirlenmek zorundadır.

Altıncı faktör, bugünlerde de etkisi hâlâ geçerli olan tedarik zincirlerinde meydana gelen arz yönlü darboğazlar. Doğal olarak dışsal olan bu faktörlerin, aynı ithalat fiyatlarında olduğu gibi, TCMB ve/veya ülkemizdeki herhangi bir ekonomik kurum tarafından kontrol edilebilmesi mümkün değildir. Bu tip faktörler, uygulanacak enflasyonla mücadele politikanın sınırlarını belirlemekte; bu sınırlar içinde politika yapıcıların kontrolü altındaki araçların nasıl kullanacağını belirlemektedir.

Son olarak yedinci neden olarak beklentilerdeki kötüleşmeyi ileri sürmekte Sayın Kavcıoğlu. Bu da çok önemli bir tespit ve bugün geçmişten çok daha önemli bir hal almış durumdadır. Beklentilerin kötüleşmesi aynı zamanda enflasyonun katılaşması ve atalet kazanmasında önemli rol oynamaktadır. Son aylarda yaşanan yönetim zaafları ve istikrarsızlık arz eden ekonomi yönetimi bu yönde olumsuz beklentilerin oluşumuna katkıda bulunmaktadır.

Sayın Kavcıoğlu’nun, daha 2021’in Nisan ayında yaptığı konuşmasında yer alan bu tespitler fevkalade önemlidir ve doğrudur. Ancak asıl burada sorulması gereken soru, ne oldu da bu kadar kısa bir süre zarfında bu faktörlerin her birini önemsizleştiren bir yaklaşımı benimsemiştir? Dahası enflasyonun nedeni olarak ortaya konulan bu faktörlerde olumlu yönde bir gelişme görmeden, neden faizler düşürülmeye başlamıştır? Bugün Merkez Bankamız o günlerde yaptığı bu “doğru” tespitleri hiçe sayan bir yaklaşım içindedir. Banka enflasyonun bu nedenleri konusunda herhangi bir iyileşme yaşanmadan, dünya ekonomisindeki belirsizlikler tam olarak ortadan kalkmadan, uyguladığı parasal duruş ile ciddi bir risk almıştır. Neden?

Takdir kamuoyunun…

Öner Günçavdı’nın önceki yazıları:

Muhalefet ekonomide ne yapmak istiyor? Gözlem ve içe dönüş

Türkiye’nin refah arayışı ve siyaset

Öner Günçavdı yazdı: İki bin yirmi bir

AKP’nin kendi tabanına ihaneti

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus