Alphan Telek yazdı: İmamoğlu değişen toplumu anlıyor mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekrem İmamoğlu basına verdiği demeçlerde ısrarla aday olmayacağını söylese de, yanında yöresinde bulunan herkes adaylık konusunda çok arzulu olduğunu belirtiyor. Aday olsun ya da olmasın İmamoğlu Türkiye siyasetinde artık bir siyasi özne olmuş durumda çünkü siyaset son derece sıkışmışken, siyaset yeniden kurulmaya çalışılırken İmamoğlu’nun varlığı da hesaba katılıyor. Söz gelimi, muhafazakâr, seküler ve Kürt mahallelerinde dengeler 2019’dan bu yana yeniden kuruluyor. Hareketler kendi içerisinde şekillenirken dış dünyayla olan temaslarını da yeniden düşünüyor ve nasıl konum alacakları konusunda planlar yapıyorlar. Henüz ciddi bir adım atılmadı çünkü farklı mahallelerin, farklı partilerin farklı aktörlerinin tamamının sıkışmış bir gerçeklik içerisinde olduğunu görüyoruz. Adım atamamaları bundan. Erdoğan rejiminin ilişkiler ağı ve kurumsal yapısı siyasal sistemi öylesine parçalı hale getirdi ki bu durum rejimin bütün siyasal oyuncularının manevra yeteneğini yok etti.

Oyuna sonradan girip onu değiştirmek

Bu tür durumlarda bir başka deyişle oyunun sıkıştığı anlarda ya oyuna sonradan giren ve oyunun kaderini bütünüyle değiştirebilen bir oyuncu çıkması beklenir ya da oyunu bütünüyle değiştirebilen bir ittifak ve sistemik değişiklik. Buna Deus Ex Machina diyoruz. Oyun sıkıştığında oyuna giren ve oyunu bütünüyle değiştiren anlamındadır. İttifak ya da sistem değişikliği potansiyelini yitirdikçe ilk ihtimal ağırlık kazanıyor. Öyle ya da böyle, Ekrem İmamoğlu 2019 sonrasında bu rolü üstlenmiş görünüyor.  

Daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu ve Muharrem İnce denedi ve başarılı olamadılar. Fakat bu iki isimle Ekrem İmamoğlu arasında büyük fark var. Onların sahip olmadığı ama İmamoğlu’nun sahip olduğu siyasal/ekonomik/sosyal/sembolik sermaye söz konusu. İBB yönetimi İmamoğlu’na devasa bir sermaye birikimi ve ilişkiler ağı sunuyor. Tüm bunlar gündemi elinde tutmasına ve hatta yönlendirmesi kabiliyetini ona kazandırıyor. Usta bir siyasetçinin elinde böylesi güç kar topu etkisiyle büyür ve Ankara’da icra erkinin en üst makamında son bulur. Erdoğan’ın siyasal hayatı ve İstanbul’la olan ilişkisi bunu bize gösteriyor. Erdoğan’ın Türkiye siyasal literatürüne ve repertuarına armağan ettiği iyi bir formülasyon var: İstanbul’u yöneten Türkiye’yi yönetir. O yüzden İmamoğlu denenmiş ve tutmuş bir formülasyonu her yere yazıyor, hissettiriyor ve etkisi olduğunu biliyor. Her mahalle ve siyasal aktör de bunun farkında ve dengelerini kurarken bunu gözardı ettiklerini sanmıyorum.

Değişen sosyoloji başka bir siyaset istiyor

Fakat İmamoğlu fenomeni ve etrafındakiler bir gerçeği unutuyorlar. Türkiye de dünya da değişiyor. Değişen sadece İstanbul’un sosyolojisi değil ulusal ve küresel sosyoloji de yeni bir yönelim içerisinde. Yeni aktör arayışı dünyanın her yerinde var. Çünkü değişen sosyolojilerin ürettiği yeni toplumsal enerjiler, yeni duygular ve yeni talepler var. Bunların uygun bir üslupla ve yeni bir siyasal tarzla seslendirilmesi gerekiyor.

İmamoğlu çevresinde ve altılı masaya akıl verenler arasında “Hiçbir şey yapmasanız da iktidar artık sizde ama biraz muhafazakâr davranın, belirli siyasal elitlerle, sanatçılarla, bürokratlarla, gazetecilerle görünün bu size alan açacaktır, üç-beş kişi homurdanır ama eninde sonunda toplum homurdanan azınlıktan değil sizden yana olur zaten” telkinleri olduğunu düşünebiliriz. Siyasetin pragmatik yönü de liderleri bu fikre kabule itiyor olabilir.

Ancak değişen sosyoloji buna izin vermiyor. Liderlerin siyaset yapım tarzlarını değiştirmesi gerekiyor. Aksi halde dünyanın birçok yerinde gördüğümüz gibi -son Macaristan seçimleri de buna işaret– sahici bir değişim yaşamayan, umudu örgütlemeyen, tek adam siyaseti güden siyasal aktörlere toplumlar bugün şans tanımıyor. Yeni bir toplumla karşı karşıyayız ve bu yeni toplum eskiyi çağrıştıran siyasal oyunculardan haz etmiyor.

Mırıltıdan ne çıkacak: Destek mi karşıtlık mı?

Seren Selvin Korkmaz ile iki yıl önce kaleme aldığımız Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği araştırmasında güvencesiz farklı kesimlerden gençlerle görüşmüştük. Çoğu gündelik hayatında endişeli ve umutsuzken ve siyasetçilere asla güvenmediklerini belirtirken Türkiye’nin beş yıl içerisinde daha iyi bir yer olacağına inandıklarını söylüyorlardı. Şaşırtıcıydı.

Nedenini sorduğumuzda değişen belediye yönetimleri ve Ekrem İmamoğlu adı da bir mırıltı halinde geliyordu. O güvencesiz, endişeli ve siyasetçileri çok iyi gözlemleyen sosyoloji İmamoğlu’nu da yakından takip ediyor. Oyunun ve desteğinin garanti olduğunu düşünmüyorum. Bu sosyoloji karşısında gelenekselleşmiş, aşırı pragmatik siyaset yapım tarzının pek şansı yok. O yüzden sanırım uzun yıllardır ilk kez Twitter’da daha entelektüel kesimle toplumun verdiği tepkiler İmamoğlu’nun gezisi konusunda ortaklaştı. Bu nadir anlardan biri. O yüzden İmamoğlu’nun gezisi, tercihleri ve verdiği mesajlar bu kez pek “vız gelir tırıs geçer” olmadı ve ona güç ve prestij kaybettirdi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus