Gülçin Karabağ yazdı: Asgari ücret zammını beklemek ya da beklememek…

2008 yılında Erasmus programı ile bir dönemliğine Bonn Üniversitesi’nde eğitim gördüm. Almanya’da kaldığım sürede gurbetçi akrabaları olan herkes gibi farklı şehirlerdeki akrabalarımı ziyaret ettim. O dönem Almanya’da dikkatimi çeken bir anlatı ve benim de gözlemim Almanlar’ın market alışverişlerinde meyveyi, sebzeyi çoğunlukla taneyle almalarıydı. İlk defa marketlerde dilimle karpuz satıldığını görmüştüm. Tabii ki bu, yemek kültürü, ailelerin genişliği gibi çeşitli parametrelerle ile açıklanabilir bir durum ama bununla ilgili olarak gurbetçiler zaman zaman Türkiye’deki yaşamla kıyaslama yapıp bizim sofralarımızın bolluk ve bereketini hatırlatırlardı. Her zaman alt-orta gelir grubunda olan bir ailede yetişmiş biri olarak çocukluğuma dair bolluk bereket hikayeleri benim de hafızamda taze. Dedemin Sütlüce’den telisle (*) getirdiği etler, tavuklar, topluca alınan tüm gıdalar. Tabii ki artık şehir hayatında yaşamın başkalaştığını, ailelerin küçüldüğünü, dışarıda yeme kültürünün yaygınlaştığını hesaba katmak gerekir.

O dönemden unutamadığım bir diğer anımı da sizlerle paylaşmak isterim. Birkaç günlüğüne yanında kaldığım akrabamın market alışverişi alışkanlığı adeta ev içinde espri konusu olmuştu. Apartmanın önüne “park ettiği” market arabasıyla günde en az üç-dört kez markete giden akrabam her geldiğinde “Bak meyveli yoğurtlarda ‘Angebot’ (Almanca ‘teklif’ demek, buradaki kullanım anlamıyla ‘indirim’ ya da ‘fırsat’ diyebiliriz) vardı, şu kadar aldım. Bak kahvaltılıklarda ‘angebot’ vardı bu kadar aldım” diyordu. Biz de her seferinde espri konusu olarak bu konuşmaları bekliyorduk. Ortalama bir gelirle yaşayan ama sosyal devletin olanaklarından faydalanan bu akrabam neden bu kadar indirim takip ediyordu, ev ekonomisine mi dikkat ediyordu yoksa Deutsche Mark’tan Euro’ya geçişin sancılarının bir tezahürü müydü bu, yoksa “Almanya eski Almanya değil” miydi bilemiyorum.

Şimdilerdeyse Türkiye’de indirim takip etmek adeta emeklilerin, ev hanımlarının, evin alışverişinden sorumlu bireylerinin milli sporu haline gelmiş durumda. Artık herkes WhatsApp gruplarında birbirlerine “Hangi marketlerde neler indirime girmiş, kaç gün sürecek bu indirim?” diye soruyor. Marketteki fiyatları, yediğimiz bir porsiyon yemeğin maliyetini, alamadığımız kışlık montların fiyatlarını konuşuyoruz. Çünkü açık ve net: Geçinemiyoruz.

Gözler bir yandan indirim arayışında diğer yandan ise asgari ücrete yapılacak zam oranında. Yine yıl sonu geldi, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun aralık ayı başında toplanacağı duyuruldu, büyük ihtimalle Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni ücreti yılın son günlerinde açıklayacak.

Yüksek zam beklentisi büyük. Ancak beklenti karşılansa da yeni ücret enflasyon karşısında kaç ay dayanır bilinmez.

Yine de birçok insanın elini kısa süre de olsa rahatlatacak bu gelişmeyi dört gözle bekliyoruz.

Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre 2020’de kayıtlı çalışan işçilerin içerisinde asgari ücretlilerin oranı yüzde 42’ydi. 2022’de ise yükselen enflasyonla birlikte, yüzde 80 zam yapılan asgari ücret açlık sınırının altında kaldı.

Yıllara göre asgari ücret ve açlık sınırı dengesini izleyebilmek için bakınız.

Ancak ben oranların, rakamların ötesinde asgari ücret meselesini farklı bir çerçevede tartışmamız gerektiğini düşünüyorum. Aklımdaki sorular ise şunlar:

Asgari ücret neden var, ortaya çıkış mantığı nedir?

İstisna olması gereken bu ücret ne zaman ve hangi süreçlerle bu kadar norm haline geldi?

Bu norm hali emek-sermaye-devlet ilişkileri açısından bize ne söylüyor?

Toplumun geniş kesimleri aldığı eğitim, sahip oldukları deneyim, çalıştığı uzun saatler, yapılan işin ağırlığı gibi birçok faktöre rağmen neden asgari ücretle çalışmak zorunda kalıyor?

Asgari ücret hangi kriterlere göre belirleniyor? Peki, kime göre asgari, neye göre asgari?

Diğer ülkelerde durum nasıl?

Asgari ücretle çalışan yoksulluğu ve genç yoksulluğu arasında nasıl bir ilişki var?

İktidar seçim ekonomisi araçlarından biri olarak asgari ücrete gözle görülür oranda zam yaparken muhalefetin bu konuyla ilgili sorunsallaştırması gerekenler neler?

Tarihsel sürece baktığımızda asgari ücret işçilerin ücretlerinin tümüyle piyasada belirlenmemesini sağlamayı amaçlayan bir sosyal politika uygulamasıdır. Yıllar içerisinde işçi sınıfının verdiği mücadele sonucunda kazandığı bir haktır. Sosyal politika uygulaması anlamında yoksulluğu giderme amacı taşır. Asgari ücret ilk kez 1890’larda Avustralya ve Yeni Zelanda’da uygulanmaya başlandı. 1900’lü yılların başı itibari ile de önce Avrupa’da, daha sonra da tüm dünyada uygulanmaya devam edildi. Türkiye’de 1936 İş Kanunu’nda asgari ücret düzenlemesi çalışma mevzuatına girdi. 1950’li yıllarda asgari ücretin uygulanmasına yönelik yönetmelik çıktı fakat yerel ve iş kolları düzeyindeydi. 1951’den 1967’ye kadar geçen süre içinde de asgari ücret mahalli komisyonlar tarafından belirlendi. Ücret, yıllar içinde değişen İş Kanunu’nun uygulamaya yansımasıyla gittikçe merkezi düzeyde düzenlendi ve sonuç olarak 2000’li yıllarda ise artık tek bir standartta ve merkezi olarak uygulanan bir hal aldı. Bir sosyal politika aracı olarak kurgulanan asgari ücret uygulaması gelinen noktada, adeta çalışan yoksulluğunun ve özellikle genç yoksulluğunun bir sebebi haline geldi. Şu anda eğitimli, vasıflı çalışanların da çok büyük kısmı, üniversite mezunu yeni işe giren gençlerin neredeyse tamamı asgari ücretle çalışıyor. Asgari ücret yoksulluğu önceleyecek bir sosyal politika aracı olmaktan çıktı, işçi sınıfının ücretini bastıran bir norm haline geldi. Bir “esaret ücreti” olarak da isimlendirilebilecek asgari ücret Türkiye’nin dünya kapitalist sisteminde ucuz işgücü havzası olarak kurgulanan konumunu sağlayan bir norm artık. İçerisinde bulunulan bu durumun sebebi çalışma ilişkileri açısından bakıldığında devletin -asgari ücrete ne kadar zam gelirse gelsin, çalışanların yarısı bu bantta tutulduğu için- uyguladığı düşük ücret politikası.

Çalışanların neredeyse yarısı asgari ücretliyken, asgari ücretin bu kadar yaygın olması tüm işçi sınıfının ücret düzeyini de belirliyor çünkü diğer ücretler de asgari ücret baz alınarak oluşturuluyor. Bu da asgari ücret tartışmasının toplumun çok geniş bir kesimini ilgilendirdiğini gösteriyor. Şu hususu da not düşmek isterim: Asgari ücretin genç yoksulluğu ile ilişkisi üzerinden bakıldığında asgari ücretle çalışmak zorunda kaldıkları için gençler kendi istedikleri yaşamı kuramıyor, bu durum toplumsal yapıyı da derinden etkiliyor. Gençler ya aile evlerinde ya da evlenerek kurdukları evlerde hayatlarını sürdürebiliyor. Bunun sosyolojik açıdan bir nesli nasıl etkilediğini yıllar sonra göreceğiz.

Asgari ücretle ilgili Sınıf Meselesi bölümünü izleyin.

Bu noktada bir de kısaca son zamanlarda fahiş bir biçimde artan giderlerimize de değinelim. Ev kiralarının geldiği nokta malum, el yakan hal kâbusumuz olmuş durumda. Gıda ürünleri enflasyonu ise genel enflasyondan daha fazla. Kış geldi, 36 ay vade ile satılan mont ve botlar durumun vahametini açığa çıkarıyor. Borçların borçla kapatılmaya çalışıldığı ve bunun kördüğüme doğru hızla ilerlediği zamanları yaşıyoruz.

Böyle bir ortamda siyasi iktidar ise “asgari ücretliyi enflasyona ezdirmeyeceğini” söylüyor. Bu politikanın siyasi iktidarın uyguladığı seçim ekonomisinin aracı olduğunu görüyoruz. Peki muhalefetin asgari ücret meselesinde mücadele hattını nereden kurması gerekiyor?

Muhalefet içinde bir siyasi aktör olsaydım, aralık ayında işimi gücümü bırakıp asgari ücretle ilgili tartışmaları büyütürdüm. Bu tartışmaları asgari ücret zam oranının ötesine taşıyıp halka asgari ücretten kurtulmayı vaat ederdim. Bu politikanın kısa vadede bütçesinde iyileşme bekleyen toplumun geniş kesimleri anlatılması oldukça güç olabilir. Çünkü asgari ücrete yüksek oranda zam birçoğumuzun hayatını kolaylaştırır. Enflasyonun bu denli yüksek olduğu bir ekonomide enflasyonla mücadele edilmeden asgari ücret ne kadar yüksek olursa olsun bu zammın birkaç ay içinde eriyeceği malum. Topluma bunun anlatılması ve yapılacak somut yapısal değişikliklerin de açıkça söylenmesi gerekir.

Ezcümle orta ve uzun vadede esas olarak savunulması gereken şey toplumun geniş kesimlerinin her sene dört gözle asgari ücret zammı beklemesinin önüne geçebilmek.

Asgari ücret kelime anlamında da belli olduğu üzere yoksulluğu önleme amacıyla toplumun iş piyasası açısından eli en zayıf olan istisnai kesimlerini koruma amaçlı bir sosyal politika olmalı. İnsan onuruna yaraşır bir ücretle çalışılması için tüm ekonomik sistem toplumun geniş emekçi kitleleri lehine yeniden organize edilmeli. Hiç şüphesiz oldukça devrimci adımlar gerektiren böylesi bir dönüşüme muhalefetin niyeti de potansiyeli de var mı emin değilim. Ama bir şekilde kısa çöpün uzun çöpten hakkını almasının iki-üç ayda eriyecek zamlarla olmayacağını da biliyorum.

(*) Telis: Büyük delikli bezden torba

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus