Alphan Telek yazdı: Zafer algısı – Muhalefet ve iktidar seçmenine nasıl zarar veriyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bu hafta içinde Medyascope’tan Sema Kızılarslan’ın “Endişeli muhafazakârlar anlatıyor” haber dizisi, muhafazakâr seçmenin neden hâlâ muhalefete yönelmediğini muhafazakâr seçmenin ağzından ortaya koydu.

Haber için iletişime geçilen gençlerden biri 33 yaşındaki Ahmet, AKP’ye oy veren bir vatandaş ve diyor ki:

“AK Parti blokunu terk etmek yetmiyor muhaliflere. Önlerinde diz çöküp af dilememiz gerekiyor gibi davranıyorlar. Oysaki sadece demokratik hakkımızı kullanıp oy verdik. Bir zamanlar güvendik ve iyi işler de yaptılar. Hiç kimse ya da hiçbir durum tamamen iyi ya da tamamen kötü olamaz. Ayrıca hata yapmaya da hakkımız var. Belki güvenerek hata yaptık. Neden bu kadar anlayışsızsınız?”

Muhalefet kanadındaki rövanşist hava/sözler/atmosfer, İslamcılar ya da AKP’ye oy verenlerde bir korku yaratıyor. Bu ise Türkiye’deki mevcut sosyo-politik kutuplaşmanın olduğu gibi kalmasına, dahası kemikleşmesine neden oluyor. Yine Ahmet’i dinleyelim:

“Haricen, muhalefet blokunun içerisinde yer almak istediğimde kendime bir yer bulamıyorum. Büyük kaygılar ve soru işaretlerim var. Beni olduğum gibi ya da benim gibi olanları olduğumuz gibi kabul edecekler mi? Etmeyecek gibi duruyorlar.”

Muhalif partilerin destekçileri –ki DEVA ve Gelecek’i doğal olarak bu atmosferin dışında sayıyorum– bir zafer havasına büründüğü ölçüde AKP’li ya da muhafazakâr seçmende bir rövanş olacağı hissiyatına neden oluyor. Peki neden ve nasıl?

İki zarar

Muhalefetin zafer algısı ve söylemleri –“Geliyor gelmekte olan” gibi– iki kere zarar veriyor. İlk olarak hiçbir program ve ayrıntılı yol haritası paylaşılmadan kendi seçmen tabanına dahi her şeyin iyi gittiği ya da olacağı intibaını veriyor. Bu yanlış bir algı çünkü böylesi sistemlerde her şey iyi gitmez, her şey ters gider ve bu tersliği her zaman en güçlü olan kullanır ya da çok iyi çalışan ve yol haritasını ayrıntılandıran. Doları 18’e çıkarıp sonra 13’e indirip “mevcut ekonomik daralmayı sadece tek bir güçlü lider aşabilir” algısını yaymak gibi. Ayrıca insanlar siyasal mücadele ekseninin dışında bırakılıyor, hiçbir şeyin parçası gibi hissetmedikleri gibi yalnızlaşıyorlar. Aynı anlama gelmek üzere, sahipsiz hissediyorlar.

İkinci zarar ise bu zafer havasının muhalif seçmende yarattığı hisler. Kimsenin Erdoğan sonrası sürece dair net bir söyleminin ya da yol haritasının olmaması bir boşluk yaratıyor. Muhalif seçmen “Erdoğan gittiğinde işler iyi gidecek” diyor mesela. Peki bu insanların siyasal temsilcilerinin bundan başka bir yanıtı var mı? “Biz yönetime geldiğimizde çözeceğiz” diyorlar, o kadar. Dolayısıyla bir boşluk doğmuş oluyor. Böylesi bir boşluk oluştuğunda da bu alanı insanların öfkesi doldurmaya başlıyor. Bu ise sadece Erdoğan’a yarıyor.

Son 20 yılda yaşananlar, Erdoğan’ın ve AKP’ye yakın medyanın ve destekçilerinin dışlama sürecine, istediği gibi karar almalarına, diğerlerini küçümsemelerine kısacası aşağılanma ve dışlamaya maruz bıraktı muhalifleri. Doğal olarak bu kitle, özellikle de kendi siyasal temsilcileri, onlarla bir iktidar programı paylaşmadığında polemiklerin alanına terk edilmiş oluyor. Ve öfkeli bir tonu sahipleniyorlar ve bu davranışının diğer tarafta yaratacağı etkiyi düşünmeden konuşuyor ve davranıyorlar.

Yine tabii bir süreç olarak iktidar seçmeni ya da muhafazakârlar da bu süreç kurumsallaştığında yani seçimle nihayete erdiğinde kendilerine karşı bir cadı avı başlama ihtimalinden ya da mahallesi itibariyle kullanabildiği haklarını yitirmekten çekiniyor. Bu durum öfkeli bir muhalif kitle yaratırken, aynı durum İslamcı ya da muhafazakâr seçmenin Erdoğan’dan memnun olmasa bile boşluğa –yani kararsız kitleye– düşmesine neden oluyor. İstanbul Ekonomi Araştırma Genel Müdürü Can Selçuki’nin tanımlamasıyla yüzer geçer bir kitle oluşuyor ve bu kitle giderek büyüyor. Aynı kitle sandık ve seçim anı geldiğinde sizce kimden yana oy kullanır? Kendilerine değişimi ve dönüşümü anlatamayan muhaliflere mi oy verir yoksa ona yıllardır güvenli liman ihtimalini sunan Erdoğan’a mı gider?

Israrlı söylem ve politika eksikliği

Sonuç olarak ihtiyacımız olan öfke mi, yoksa hepimizin birlikte yaşayabileceği bir Türkiye hayalini her yönüyle ısrarla anlatmak mı? Israrla kelimesini bilerek kullanıyorum. Çünkü siyasette ısrarlı bir enerji olmaksızın söylenen sözler başta AKP’li seçmenin geliştirdiği ve hatta maruz kaldığı akli kalkana ufak bir etkide bulunuyor. Sözgelimi helalleşme iyi bir kavram ve çıkıştı. Ama orada kaldı. Bunun gibi sayısız örnek var. Birbiriyle birleştirilmeyen, ısrarla anlatılmayan politikalar AKP’li seçmenin kalkanından sekip düşüyor. Ahmet’in yorumuyla:

“Ara ara siyasetçilerin bize sinyal çaktığı oluyor. Ama bu işaretler ne kadar samimi? Ne kadar gerçekçi? Emin değilim. Emin olmamak için gayret göstermiyorum. Tam tersi, kendime bir yer arıyorum.”

O yüzden ısrarla anlatmak lazım. İktidarsa yaşanılan krizin alanını sürekli daraltıyor ve en kuvvetli şekilde daraltılmış alanda vuruyor. Muhalefet işte burada düşüyor. Muhafazakâr ve AKP’li seçmen mi? Herkes onların oyunu istiyor ama onlar sıkışmış durumdalar. Muhalif seçmen mi? Onlar da yalnız ve sıkışmış durumdalar. Bu sıkışıklığı yeni bir Türkiye hayali ve programıyla muhalefetin aşması gerekiyor. Umarım 2022 bu sıkışmışlıklara bir çare bulduğumuz yıl olur aksi halde uzun 2010’ları yaşamaya devam edeceğiz.

Alphan Telek’in önceki yazıları:

Büyük iktidar, küçük yatırımcı, sessiz muhalefet

“İktidar aslında gitti” – O zaman bu anketler ne anlama geliyor?

Doktorların göçü: Neden şimdi?

Çoğunluk

“Geçinemeyenler” – Öfkeli, geleceksiz ve prekarya

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus