Kemal Can yazdı: Aşırı güncellik

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Başka milatlar verilebilir kuşkusuz ama ben milenyumu kullanışlı bir kapı gibi görmeyi seviyorum. Gelişindeki organize heyecan çok kısa sürmüş olsa da milenyum fena olmayan bir eşik gibi geliyor bana. Üçüncü milenyumun 22 yılı (yüzde 2,2’si) tamamlandı. Bir sıfır atarak söylersek 21. yüzyılın beşte birinden fazlası geride kaldı. Az bir zaman değil, bir nesil değişti sonuçta, o tarihte doğanların artık çocukları var. Daha önce başlamış ve işlemekte olan süreçlerin olağanüstü hızlandığına, yeni başlayanların büyük bir hızla devreye girdiğine, bitişlerin hızlı yok oluş haline geldiğine tanık olduk. Aynı dönem Türkiye’de de AKP iktidarının tamamını içine alıyor. Dünya için söylenecek özelliklerin bazen aynılarını, bazen yerel karşılıklarını bulmak hiç zor değil. Küreselleşmenin, olmuş-olacak iklim (doğa) felaketlerinin, büyük göç sorunlarının, bölgesel gerilim ataklarının, durdurulamaz iştahla süren talanın, finansal dalgalanmaların, süreklileşen krizler serisinin, olağanüstü dijitalleşme ve yüzeyselleşmenin yaşandığı yıllar. Olmaz artık denilen bir sürü şeyin ne kadar kolay oluverdiği, olacağından çok emin olunan şeylerin gölgesinin bile görülmediği bir dönem oldu. Dünyanın çok farklı coğrafyalarında farklı neden ve çevrelere yaslanarak harekete geçen çoğu hedefsiz ve sonuçsuz sosyal-siyasal patlamalara, şaşırtıcı siyasal dönüşümlere rastladık. Ama “çıkar telefonunu” komutuyla sosyo-ekonomik ölçü birimine de dönüşen araçlar sayesinde güncelin anlamını değiştiren sosyal medyanın özel bir yeri var.

Güncel kavramının ifade ettiği zaman dilimi radikal biçimde değişti. Kavramın kaynağı olan “gün” artık fazla uzun bir zaman. Çok daha küçük zaman parçalarına sıkışan grafikleri takip ediyoruz. Olup bitenler, borsa salonlarındaki veya havaalanlarındaki dijital levhalar gibi akıyor adeta. Günün, bugünlerin konularından değil saatlik dilimlerde değişen trendlerden bahsediyoruz. Çeşitli büyüklükteki ekranlarda anlık olarak belirip kaybolan sembollere dönüşüyor hayat. Baş döndürücü bu hızın her şeyi etkilememesi hatta belirlememesi imkânsız. En başta zihni ele geçiriyor, akıl yürütme biçimini değiştiriyor elbette. Dizileri, filmleri bile hızlandırarak izleyenlerin olduğunu duyduğumuza göre, herhangi bir mesele için nedenden sonuca en kısa yolu izleme talebi şaşırtıcı değil. Kestirmelerin nereye gittiği belirsiz yollara dönüşmesini, aceleyle varılmaya çalışılan menzillerin uzaklara savrulmasını görmek de mümkün. Siyasi gelişmeler de aynı şekilde. Dönemin şartları bile denemeyecek kadar anlık “durumlar” ve yaratabildiği reaksiyonlar üzerinden okunuyor her şey. Bu yüzden sözün ağırlığı azalırken etkisi artıyor. Edilen bir lafla bir sürü şey yer değiştiriveriyor. Anlık etkilerden çıkartılan anlık sonuçlar, gösterilen istikamete ilerlemeyince de pek bir şey olmuyor aslında. Çünkü o sonuçların ömrü, neden-sonuç ilişkisine bulunan kestirme yolun boyu kadar. Yeni durum için yeni şeyler söylemek gerektiğinden eskileri kimse hatırlamıyor. Böyle bir hızda, her şeyin geçici olması da normal görülüyor.

Geçtiğimiz yılın siyasi gelişmelerinin muhtemel sonuçları hakkında hâlâ sınırlı veriye sahibiz. Siyasi belirsizliğin kaynağı olan ve geçen yılı esir alan pek çok başlık yerli yerinde duruyor. Aktörlerin yönlerini kabaca biliyoruz, stratejileri hakkında da biraz fikrimiz var ama hareket planlarını henüz tam kestiremiyoruz. Hatta iddialara göre, aktörler kendileri de bunu pek bilmiyor. Dönemin şartları (konjonktür) açısından –özellikle ekonomi- cevap bekleyen soruların önemli bir kısmı yerli yerinde. Fakat bu belirsiz ve sisli tabloya rağmen kanaatler ve duygular son derece keskin. Kanaatlerin keskinliği aynı yönde bir yoğunlaşma anlamına gelmiyor. Her yönde ve birbiriyle son derece ters kanaatlerin hepsi çok kuvvetli. Çünkü geçtiğimiz yıla damgasını vuran hissiyat parametresi de aynı ölçüde kırılgan. Endişeli muhafazakârlar veya morali pamuk ipliğine bağlı muhalifler, dikkate alınmamaktan veya üzerlerine fazla gelinmesinden şikayetçi. Geçtiğimiz yıl boyunca kanaatlerin ve duyguların değişim hızı, olguların epey önündeydi. En az döviz kuru kadar dalgalıydı. Her şeyin fazlasıyla aynı (bildik) olmasına rağmen yılın çok hareketli gibi algılanması bu yüzdendi belki. Günün bile uzun sayıldığı hareketli güncelliğin çekim alanına girilince, bilgi sahibi olmadan fikir ve kanaat erbabı olmak kader haline geliyor. Her yeni durum, sahiden olmakta olanın içinde nereye oturduğuna, neyi sahiden değiştirdiğine bakılmaksızın bir kanaat veya duygu dalgalanmasının tetikleyicisine dönüşüyor.

Ekonomik, toplumsal ve siyasal süreçler güncel gelişmelerle, göstergelerle elbette yakından ilişkili ama sadece “güncel” değiller. Uzunca süren karakteristik dönemlerin taşıdığı genel eğilimler, takip edilebilir süreklilikler, geniş bir zaman periyodunun dönüşüm trendleri anlık verilerden daha fazla şey anlatıyor. Bu yüzden ana meselelerdeki temel dinamikleri -içlerinde çok sarsıcı/şaşırtıcı değişim anları taşısalar bile- bütünlük arz eden dönemler halinde anlamaya çalışmak, en azından arada bir böyle bir sağlama yapmak, “güncel” savrulmalardan korunmak için önemli. Bugün siyasi gelişmelerin ve muhtemel sonuçlarının aşırı “güncel” verilere göre yapılmaya çalışıldığını görüyoruz. Aktif aktörlerin tercihleri elbette bu konuda son derece belirleyici. İktidar açısından zaten uzunca bir süredir şimdiki zamanı kontrol edip, sürekli ileriye kaçarak yürütülen bir ayakta kalma çabası var. Dolayısıyla kolay etkilenebilir “güncel” çok elverişli bir araç. Muhalefet açısından ise hem kendi ikbali hem iktidarın kaderi konjonktürel gelişmelere bağlanmış durumda. Kur çıktı oy düştü, zam geldi oy arttı gibi basit bir denklemin işlemesi umuluyor. Fakat bunlar işin bir tarafı. İşin diğer tarafı, dönemin hakim yaklaşımının “müşteriyi” fena halde etkilemiş olması. Günceli açıklayamayan veya bununla uğraşmayan bilgiyi önemsiz, gereksiz hatta biraz da zararlı bulmaya kadar varıyor iş. 2021’in son çeyreğinde fırlayan kur ve sonrasında uydurulmuş formülün ne sonuç vereceği, 20 yıllık hikayenin toplamından ve bugün nasıl bir zemine oturduğundan daha fazla önemseniyor. Oysa endişelenecekler ya da umut tedariki açısından bu geniş zaman dilimi daha sağlam veriler sunuyor ve takibi daha kolay.

Kemal Can’ın önceki yazıları:

Dar koridora sürülen siyaset

“Sürdürülemez” ama ya sürdürebilirse?

Bardağın yarısının durumu ne?

Ekonomi, “asıl gündem” oldu mu?

Hafta sonu kötümserliği

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus