Doğa Üründül yazdı: İş bilmez yöneticilerin elinde mezarlığa dönüşen stadyumlar – Hillsborough faciası

FIFA’nın anlamsız bir şekilde, bienal Dünya Kupası ile bitirmeye çalıştığı Afrika Uluslar Kupası, 9 Ocak tarihinde Kamerun’un ev sahipliğinde, kıtaya yakışır renklilikte başladı. Lakin turnuvada asla unutulmayacak bir olay yaşandı. 2021 yılında açılan 60 bin kişilik Olembe Stadyumu’nun ev sahipliğinde oynanan Kamerun-Komorlar son 16 turu müsabakasında, taraftarlar maça girmeye çalışırken çıkan izdiham sebebiyle sekiz kişi hayatını kaybetti.

Futbol stadyumları iş bilmez görevliler tarafından yönetilince, mezarlıklara dönüşmesi kaçınılmaz oluyor. Afrika Futbol Federasyonu da bu vahşeti, “Neden kapalı olduğu bilinmeyen bir kapı yüzünden oldu” diyerek açıkladı ve sorumluluğu üstüne aldı.

Stadyumdaki ölümler akıllara genellikle Heysel faciasını getirir. 29 Mayıs 1985’teki olayda, Juventus ve Liverpool taraftarlarının duvara yüklenmesi sonucu, yıkılan duvarın altında kalan 39 kişi hayatını kaybederken 600 kişiden fazlası da yaralanır. Afrika Uluslar Kupası’ndaki olay ise neredeyse Hillsborough faciasından öğrenilmemişlerin tekrarı gibidir.

Hillsborough faciası

Hillsborough Stadı’ndaki izdihamda 10 yaşındaki Jon-Paul Gilhooley, 14 yaşındaki Philip Hammond, Thomas Anthony Howard, Paul Brian Murray’den 62 yaşındaki John Alfred Anderson ve 67 yaşındaki Gerard Bernard Patrick’e kadar 96 kişi hayatını kaybetmişti. Facia sonrası komaya giren Andrew Devine’ın, geçen temmuz ayında vefatıyla birlikte sayı 97’ye yükseldi.

15 Nisan 1989’da Liverpool ile Nottingham Forest’ı karşı karşıya getiren FA Cup yarı final maçına ev sahipliği yapan Sheffield’daki Sheffield Wednesday takımının sahası Hillsborough Stadyumu, tarihi günlerinden birini yaşamaya hazırdır. Takımlara uzaklığı ile coğrafi konumu, 54 bin kapasitesiyle, yarı final maçına tarafsız saha olmak için Hillsborough’dan uygunu yoktur.

80’lerin başından beri görevde olan ve stadyumun da güveliğini sağlayan bölge polis amiri Brian Mole, maçtan altı ay önce ekibindeki iki polis memurunun, yeni göreve başlayan iş arkadaşlarına yaptığı aşağılayıcı şaka yüzünden açılan soruşturma sonucunda görevinden alınarak Barnsley’e gönderilir. Maçtan tam 21 gün önce olan bu değişim felaketin ilk hazırlayıcısıdır. Yerine gelen polis memuru David Duckenfield, böyle büyük kalabalıkların beklendiği bir maçta güvenliği sağlayacak deneyimden yoksundur.

David Duckenfield

Futbolu çok iyi bilen ve taraftarların ne tarz aksiyonlara girişebileceğini sezen Mole yerine göreve gelen Duckenfield’ın müsabakadan iki gün önceki basın toplantısını açarken takımlardan birinin adını yanlış söylemesi herkesi şaşırtır. Yeni bölge polis amiri, Nottingham Forest yerine Nottinghamshire der. Yanındakilerin düzeltmesine rağmen toplantı boyunca futbol terimleri kullanmak yerine akademik terimler kullanır. Futbol ile ilgisi olmayan biri, işleri daha da zorlaştıracaktır.

Müsabaka sabahı son brifingini vermek için görevli tüm polisleri stadyumda toplar Duckenfield. Maç öncesi yapılan bu toplantılarda genellikle aynı konuların üzerinde durulur. Kalabalığa karşı ortak bir hareket geliştirilmesi ve birliğe varılması gerekir. Fakat ilk defa toplantıda taraftarlara karşı yapılacak müdahalelerden bahsedilmez. Kalabalığın disiplini için uygulanacak metotlardan hiçbiri konuşulmaz.

İngiltere’nin ev sahipliğinde düzenlenen 1966 Dünya Kupası için yapılan Hillsborough Stadyumu, yıllar içinde yenilenmesine rağmen halen 24 bin kişinin az sayıdaki turnikeden giriş yapması gerekiyordur. Buradaki dar geçişe halk kendi verdikleri isimle “şişe ağzı” der. Hatta 1981’de oynanan Tottenham Hotspur- Wolverhampton Wanderers FA Cup yarı final müsabakasında da facianın eşiğinden dönülmüştür. O gün birçok taraftar yaralanmış, biletli/biletsiz herkes stada girebilmiştir.

15 Nisan 1989’da karnaval havasında başlayan gün, kalabalığın stadyum çevresinde artmasıyla devam eder. Başlama vuruşuna 45 dakika kala, turnikelerdeki yoğunluk öyle bir seviyeye gelmiştir ki nefes alınacak yer kalmaz. Polis, kalabalığın kontrolünü kaybetmeye başlar. Taraftarlar arasında biletli veya biletsiz ayrımı kalmamıştır. Herkes turnikelerden atlayarak, kale arkası diye tabir edilen bölgeye (Leppings Lane), sahaya en yakın olan yerlere kümelenmek ister. Taraftar sayısı daha artar, artar, artar… Kale arkasında nefes alınacak yer kalmamıştır.

Leppings Lane

Normal şartlarda stadyumlarda giriş yapılan yerden itibaren deplasman tribünü hariç, çoğu yere güvenlik kontrolü ile geçiş yapılabilirdi ama 1985’te, kale arkaları için yapılan güncelleme yüzünden taraftar girdiği tribünde kalmak zorundaydı. Tek yol geldikleri tünele dönüp başka çıkışlardan koltuklara ulaşmalarıydı. Bu da mahşeri kalabalık yüzünden mümkün değildi.

O esnada güvenlik şefi David Duckenfield ve asistanı Bernard Murray ise ekranlarla çevrili, stadyuma hâkim bir terasta Hillsborough’nun her yerini gözlemlemekteydi. Olayların cereyan ettiği kale arkası tribününün hemen üstündeki bu terasta, camdan aşağıya bakmaları bile problem ile yüzleşmelerine yeterdi.

Leppings Lane’i gören güvenlik odası

Müsabakanın başlamasına yarım saatten az süre kaldığında tribünler daha da kalabalıklaşır. Turnikeler kırılır, giriş duvarlarında açılan boşluklardan taraftarlar girmeye devam eder. Böyle bir durumda kalabalığın daha da kontrolden çıkmaması için maçın ertelenmesi beklenir. Fakat böyle bir plan yoktur.

Kalabalığın büyüklüğü karşısında herkes donar…

Bu noktada hazırlıksız olan şef David Duckenfield çıkış kapısı olan C’nin açılması söyler. Kontrol artık tamamen yitirilir. Taraftarlar nefes alacak yerin kalmadığı Hillsborough’ya insan seli oluşturur. Herkes C kapısından içeri girer.

Müsabaka başlar… Daha da kalabalıklaşan tribünde 6. dakikada Liverpool’un köşe vuruşunda, topun direkten dönmesi arka sıralardan başlayan bir çığ efekti başlatır ve ön sıradaki taraftarlar tellere yapışmış durumda nefes almaya çalışır. Polis bile şaşkındır, ne yapacağını bilemez. Müsabakanın durdurulması gerekiyordur. Hakem maçı durdurur ve görevlilerin çoğu kale arkasına koşar. Fakat tellerin açılması için çok geç kalınmıştır. İnsanlar tellerin veya diğer taraftarların ayaklarının altında ezilerek hayatlarını kaybeder.

Polisler tellerin üstünden fenalaşanları sahaya almaya başlar. Çok geç kalınmıştır… Yeşil çimenlerin üzerine kan bulaşmıştır artık. Tribündeki arkadaşlarına ilk müdahale taraftarlardan gelir, lakin iş işten geçmiştir. Maç izlemek isteyen insanların cansız bedenleri yerdedir…

Tam bu esnada İngiltere Futbol Federasyonu Genel Müdürü Graham Kelly, güvenlik şefi David Duckenfield’in bulunduğu izleme terasına girer. Duckenfield hatasını örtbas etmek için, Liverpool taraftarının çıkış kapılarını kırarak içeri girdiğini söyler. Stadyumun sorumlusu görevli bir memurun böyle yalan söylemesi üzerine tüm dünya Liverpool taraftarını suçlar. Haberler bile daha sonra o şekilde yayılacaktır…

Çıkış kapısı olan C-girişini açan kişi ,polis şefi Duckenfield’ın kendisidir. Ne bir acil durum planı vardır ne de bir müdahalesi olmuştur. Ambulansları bile yanlış yoldan getirtmiştir ve ambulanslar stadyuma ulaşamamışlardır.

Kuyruklu yalanın ucuna İngiliz medyası da katılır. Liverpool taraftarı alkollüdür, Liverpool taraftarı holigandır ve bütün bu facianın tek sorumlusudur gazetelere göre. Hatta ölenlerin kanlarındaki alkol oranları yayımlanır. Çocukların bile sarhoş olduğu iddia edilir. Evet yanlış duymadınız çocukların bile…

48 saat içinde hükümet Lord Justice Taylor’ı bu trajedinin araştırması için görevlendirir. The Sun tarihe geçecek o manşetle çıkar “Gerçekler: Bazı taraftarlar ölenlerin cüzdanlarını çaldı – Bazı taraftarlar cesur polislerin üzerine işedi…” Kurtulanlar The Sun gazetesindeki muhabirleri arar ve şunu sorar. O gün öyle bir şey gördünüz mü? Hayır… Bizim nasıl böyle bir şey yapabileceğimizi düşünürsünüz?

Dava başlar ve bölge güvenlik sorumlusu David Duckenfield, olaylar esnasında liderlik etmediği, yanlış kararlar verdiği, yeterli gözlemde bulunmadığı, çıkış kapısının açılması ve kapıların kırılmasının farkında olmadığından dolayı suçlanır.

10 yıla yakın bir süre geçer… Herkes olayın böyle kapanacağını düşünürken gazeteci ve araştırmacı yazar Phil Scraton bir oda dolusu karışık şekilde konulmuş polis raporunu sıraya sokup inceler. Her bir memurun üç raporu vardır; el yazısı, daktilo ve imzalı son ifadesi olmak üzere. Üçüncü ifadelerinde ilkine göre farklılıklar göze çarpar. Hatta ifadelerin araştırma ekibine gitmeden önce bazı editoryal değişikliklere uğradığını fark eder. Devletin bir kurumu, halkın en çok güvenmesi gereken güvenlik güçleri, olayları kapatmak için delilde sahtecilik yapmaktadır.

Phil Scraton kitabı “Hillsborough – Gerçekler”i 12 haftada yazar. Tüm delil karartmaları, gerçekte olanları anlatır. Artık sıra gelmiştir Hillsborugh’da olanların en saf haliyle halka anlatılmasına ve masumca maç izlemek isteyen taraftarların aklanmasına…

The Sunday Mirror şu manşetle çıkar “Gerçekler nasıl sansürlendi?” David Duckenfield ve Bernard Murray’ye tekrar dava açılır.

13 Nisan 2014’te yani facianın 25. yıl dönümünden iki gün önce, 96 koltuk vefat edenleri onurlandırmak için boş bırakılır. Hatta yazının başında isimlerini yazdığımız ve en genç hayatını kaybeden (10 yaşında) Jon-Paul Gilhooley, Liverpool’un efsane kaptanı Steven Gerrard’ın kuzenidir. Bu trajediden beri Liverpool, 15 Nisan tarihlerinde maça çıkmaz.

Yıllar sonra İngiltere devleti taraftarlara söz vermek ve asla unutulmayacaklarını hatırlatmak için dönemin genç siyasetçisi Andy Burnham ile taraftarları stadyumda buluşturur. Burndham tam konuşmasına başladığında, politikadan sıkılan hatta tiksinen taraftalar hep bir ağızdan şu tezahüratı yapar: “96 kişi için adalet!”

2010 yılında Bağımsız Hillsborough Panel’i kurulur ve facia halka açık şekilde tekrarincelenir. Profesör Phil Scraton da dokuz kişilik araştırma ekibindedir. Hatta, açıklanacak rapora liderlik eder.

395 sayfalık raporun ise özeti şudur: “96 kişinin vefat ettiği Hillsborough faciasında birçok etken sebep olmuştur fakat taraftarlar suçsuzdur.” Polis raporları da dahil tam 335 bin sayfalık raporlara ulaşabilirsiniz. The Sun bile “Esas Gerçekler” manşetiyle çıkar ve Liverpool taraftarından 23 yıl sonra özür diler.

İşini bilmez yöneticilerin elindeki stadyumlar yıllar sonra da toplu mezarlara dönmeye devam ediyor. Adalet geç de olsa İngiliz taraftarlar için yerini buldu. Peki ya Afrika Uluslar Kupası’nda ölen sekiz kişi için adalet ne zaman tecelli edecek? Bunun cevabını aslında hepimiz biliyoruz. Hiçbir zaman…

Doğa Üründül’ün önceki yazıları:

Hayaller Ajax modeli/Gerçekler Çatladıkapıspor

Fatih Terim, Şenol Güneş ve Mustafa Denizli’siz devam edecek sezonun bize anlattıkları

Benim meskenim “UEFA Avrupa Ligi”… Şimdilik

Djokovic 0 – 15 Avustralya

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus