Öner Günçavdı yazdı: Herkes biliyormuş geminin su aldığını

Hafta başından beri Türkiye ekonomisinde yeni bir finansal kriz yaşanıyor. Hem de göz göre göre gelen bir kriz. Birçok piyasa uzmanı ve ekonomistin uzun süredir gelmekte olan krizle ilgili uyarılarda bulunduğu bir kriz. Dahası Sermaye Piyasası Kurumunun (SPK) en yetkili isimlerinin bile zaman zaman krizin muhataplarını uyarmak zorunda kaldığı bir kriz. Diğer bir deyişle “göz göre göre gelen bir kriz” bu yaşanılan.

Kriz içinde kriz

Kriz tek boyutlu değil. Kendi içinde birçok eksikliklerden ortaya çıkan bir kriz.  Öncelikle bu krize neden olan portföylerin içindeki kağıtların niteliği ve bunların fiyatlarına yönelik borsada yapılan manipülasyonlar var üzerinde düşünmemiz gereken.

Ardından ilgili portföy yönetiminin bu manipülasyonları desteklemek için fiyatları şişirilmiş kağıtları repo ederek para piyasalarından borçlanmaları var. Özellikle uzmanların bunca uyarısına rağmen bu kağıtları repo için kabul eden para piyasası kurumlarını neyin motive ettiğinin de sorgulanması gerekiyor. Portföy içinde yer alan şirketlerin hisse değerleri ile ilgili hiçbir endişe duyulmamış olması merak konusu olmalıdır.

Son olarak bu portföy yönetimi şirketlerinin bünyesinde yer alan “tasarruf sandıklarında” toplanan paraların hiçbir kontrol olmadan, son derecede büyük risk barındıran bu şirketlerin topladıkları hisse senetlerinin alımında kullanılmaları var. Bu işlemler bana 1990’larda bünyesinde banka bulunan bazı holdinglerin kendi bankalarıyla topladıkları tasarrufları yine kendi şirketlerine kredi vermelerini hatırlattı. O dönemde bu işleme “back-to-back” kredilendirme denilirdi ki sonraki yıllarda bunlara ciddi sınırlamalar getirildi.

Bu krizin detayları çıktıkça bizler de daha ne gibi riskli işlemlere maruz kalmış olabileceğimizi göreceğiz.

Bu krizin geçmiştekilerden farkı

Finansal krizler Türkiye ekonomisinde ilk değil. 1980 sonrası piyasalaşma gayretine giren ekonomide bu ve benzeri krizleri defalarca gördük. Her bir krizden belli dersler alarak çıktık ve bir daha olmamaları için birtakım yasal ve kurumsal düzenlemeler yaptık. Oluşturduğumuz kurumlar bir daha böyle krizlerin olmaması için sermaye piyasaları ile bankacılık sektöründe gözetim ve denetim gücü oluşturması sağlandı.

Örneğin ülkemizde sermaye piyasaların gelişimini sağlamak için 1982 yılında Sermaye Piyasası Kurulu kurulmuştur. 1990’lardaki bankacılık sistemindeki düzensizlikleri ortadan kaldırmak amacıyla Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) 2000 yılında faaliyetlerine başlamıştır. İstanbul Borsası ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) adı ile 1986 yılında faaliyetlerine başlamıştır.

Bu kurumların her biri ülkede krizlere neden olan mali piyasalardaki aksaklıkları gidererek küçük tasarrufçuların paraları için güvence oluşturmaktır. Böylece vatandaşı tasarrufa teşvik edip, onların geleneksel tasarruf araçlarından ekonomiye daha fazla katkı verecek olan mali araçlara yönlenmelerini sağlayacak güvenceleri oluşturmak hedeflenmiştir.

Bu güvenceleri vermek bizim gibi ciddi tasarruf açığı bulunan ve vatandaşının tasarruflarını büyük ölçüde yastık altında üretken olmayan araçlarda tutmayı tercih ettiği ülkelerde son derecede önemlidir.

Bu kurumların amaçlarını ifa edebilecek liyakat sahibi kadrolar uzun yıllar bu mali denetleme kurumlarının bünyesinde bulunmuştur. Ayrıca bu kurumlar kendi elemanlarını ciddi eğitimlerden geçirmişler. Gerek SPK gerekse BDDK’da ülkemizdeki bürokrasinin en eğitimli, en güçlü bürokratları hizmet etmiştir. Çok uzun yıllar nitelikli bir ekonomi bürokrasisine sahip olmak ülkemizin en önemli avantajlarından biri olarak görülmüştür.

Özellikle 2001 krizinin ardından ülkemizdeki denetleme ve düzenleme kurumlarına “kurumsal bağımsızlık” sağlanarak, icra ettikleri görevlerde siyasetin etkisinde kalmamalarının güvencesi verilmiştir.

Aynı dönemde TCMB de bu güvence şemsiyesi altına alınmıştır. Dahası bu kurumların yaptıkları işin niteliği itibarıyla şeffaf ve hesap verebilir olması yasalarla temin edilmiştir.

Türkiye ekonomisi onca kriz yaşamış ve bu krizlerden her birinden dersler çıkartarak çıkmıştır. Bir daha olmasın diye birtakım düzenlemeler yapılmış, yeni yeni bürokratik kurumları hayata geçirmiştir. Ancak bu son yaşadığımız kriz sadece bu yönü ile daha önce yaşadıklarımızdan farklılık gösteriyor.

Zira öncekiler büyük ölçüde denetim ve gözetim eksikliklerinden kaynaklanmıştır.  Kriz sonrasında ise bu eksikliği kapatacak kurumların hayata geçirilmiştir. Bu sefer yaşanan ise mali piyasaları gözetmek ve denetlemeyle görevli kurumlar mevcuttur. Ancak bu kez karşılaştığımız aksaklık ilgili kurumların kendilerine yasalarla verilmiş olan görevlerini yapamamalarıdır.

Düzenleyici kurumlar neden zamanında müdahale edemedi?

Uluslararası düzeyde farklı ülkelerdeki borsaları araştırıp, bu piyasaların rakamlarını derleyip, yabancı yatırımcıların kullanımına yönelik bir borsa performans endeksi üreten MSCI bile Türkiye’deki gelişmeleri önceden görmüş ve bu konuda bir şeyler yapılması için yetkilileri uyarmıştı. Bu uyarının amacı MSCI’ın kendi müşterilerinin yatırımlarının suistimal edilip zarara uğratılmasının önüne geçmekti.

İyi de bizim kendi kurumlarımız ülkemizdeki küçük büyük tüm yatırımcıların menfaatlerini korumakta neden bu kadar isteksiz davrandı?

Bir diğer soru ise bir önceki SPK başkanı bu krizin baş aktörü olan kurumlara yönelik defalarca kamuoyuna da yansıyan uyarılar yaptı, tehditlerde bulundu. İster istemez tüm bunlar yapılanların resmî kurumların bilgisi dahilinde yapılmaya devam ettiği sonucunu doğuruyor akıllarda.

Neticede şair ve müzisyen Leonard Cohen’in dediği gibi “herkes biliyormuş geminin su aldığını”. Ama bir nedenden dolayı kimse gönüllü olmamış müdahale etmeye.

O zaman geçmişte olduğu gibi bu krizden almamız yeni bir ders var. Mali piyasaları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurumlarımızın kendilerine yasayla verilmiş görevleri yapabilmelerini sağlamak için yine kendilerine yasayla verilmiş yetkileri kullanmalarını engelleyecek etkilere karşı korumaktır.  

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş