Seren Selvin Korkmaz yazdı: İktidara can suyu – Yine, yeniden kutuplaşma

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Keskin bir hava var Türkiye’de. Birbirini sosyal medyada linç etmeye hazır, safların sıkılaştığı, herkesin mahallelerine çekildiği, hesap defterlerinin açıldığı vakitler…Oysa Kılıçdaroğlu’nun tam tersi yönde etki yapan “helalleşme” çağrısının üstünden çok geçmedi. Hepimiz cümlelerimize şerh koyarız ya “Burası Türkiye. Bir şey olur her şey değişir” diye… Çünkü her şey kırılgan, çünkü bir rüzgarla yıkılmaya mahkûm yapılar, stratejiler kuruluyor. Oysa bu kader değil, siyasetin ta kendisi.

Kılıçdaroğlu “helalleşme” çağrısıyla iktidarın en zayıf noktasını yakaladı. Korkudan, rövanştan medet uman iktidarın oyununu bozdu. Ancak ivme yükseldiği gibi düştü. İktidar bugünlerde mahalleler arasında, muhalefetin kendi içinde de olmak üzere yeşeren hesaplaşmayı keyifle izliyor olmalı. Çünkü, can suyunu buldu. Üstelik, bu hesaplaşmaların gündeme geldiği konular kimsenin göz yumamayacağı kadar ciddi. Mesela bunlardan biri Türkiye’de bir gencin ölümüne sebep olan, yozlaşmış rant ve çıkar ilişkilerine, sömürüye dayanan tarikatların gündemde olduğu bir durum… Benzeri pek çok tartışmayı ister iktidar körüklesin ister kendiliğinden oluşsun önümüzdeki süreçte sıklıkla göreceğiz. Çünkü, Türkiye hiçbir şeyi biriktirmediği kadar adaletsizlik ve öfkeyi biriktirdi. Bu ortamda siyasetin dolduramadığı boşluğu ise öfke ve hesaplaşma kolayca doldurabiliyor.

Türkiye muhalefetinin popülist otoriter iktidara karşı başarması gereken en önemli meselelerden biri kutuplaşmayı aşmak. Ancak, muhalefet kritik konularda pozisyon almaktan ziyade sessiz ve pasif kalmayı seçiyor. Bu da en çok muhalefetin bugüne kadar sürdürdüğü stratejiye zarar veriyor. Bugün Türkiye’nin köklü sorunlarının muhalefetin ortak masasında çözülmesini bekleyenlerden değilim. Ancak, bu sorunların adil ve eşit şartlarda çözülmesi için asgari müştereklerde buluşulması gerekiyor. Bu süreçte ise her siyasal partinin kritik konularda söylem ve politika üretmesi gerekiyor. Aksi taktirde yaşanan herhangi bir krizde, travmatik olayda kontrol edilemez bir rövanşizmin sesi yükseliyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan herkesin adil ve eşit şartlarda yaşayabileceği laik, demokratik, sosyal hukuk devletini kurmak. Şeffaf, hesap verebilir kurumları inşa etmek…

Bu alanı muhalefetin politikaları doldurmadığında iktidara geldiğinde diğerlerini adeta esir edeceğini söyleyenlerin sesi fazla çıkıyor. Ya da diğer tarafta “Bunlar zaten bizim haklarımızı elimizden alacak” diyenlerin sesi… Oysa esas mesele sesi duyulmayanların meselesi… Aile ve tarikat baskısından, geleceğini öngörememekten sesi duyulmadığı için çaresiz kalan Enes’in, yiyecek bir şeyler bulmak için çöpleri karıştıranların, faturasını ödeyemeyenlerin, bayat ekmek toplayanların, dükkanlarının kapısına kilit vuranların, ülkesini terk etmek isteyen gençlerin, yaşamı tehdit edilen kadınların meselesi… Onların dertlerine çözüm sunulmadıkça, onların sesleri duyurulmadıkça bütün stratejiler bir anda yok olabiliyor. Siyasetsizlik iğne ile kazılan kuyuyu önü alınamayan bir selle yok ediyor.

Kimliksel fay hatlarındaki kırılmaların devreye girmesi muhalefette her seferinde deprem etkisi yaratıyor. Türkiye’nin çıkışı kimlik siyasetinde değil ancak kimliksel kaygıları da göz önünde bulunduran yeni bir sınıf-kimlik siyasetini inşa etmek gerekiyor. Bu da bu kaygılar karşısında suskun olmak değil, ustalıkla ve çözüm sunan politikalar üretmekten geçiyor. Yani kutuplaşmayı yaratan sadece iktidarın karşısında yer almak değil, bazen de tamamen sessiz veya politikasız kalmak olabiliyor.

Türkiye’de muhalefet ince bir buz üstünde hareket ediyor. Her hareket çok zorlu, her aşamada çok dikkatli olunması gerekiyor ancak “hareketsizlik de hareketin sonunu getirir”. Bu ince buzun üstünde keskin ve ezber bozucu manevralar yapan, bu manevraları sürekli kılan seçimi de geleceği de kazanacak. Bu süreçte toplumsal enerjinin mahalleler arası bir kavgaya değil adil, eşit bir gelecek için atılacak adımlara yönlendirilmesi gerekiyor. Bunu yaparken toplumda “şimdilik susun, seçim geçsin bakarız” algısını oluşturacak bir yüzeysellikten kaçınmak lazım. Bu da gelecekte adil ve güvenceli bir yaşamın teminatını verecek ikna edici politikalarla mümkün.

Seren Selvin Korkmaz’ın önceki yazıları:

Millet İttifakı iktidarın tuzağına düşer mi?

Muhalefet, Rus ruleti oynar mı?

Ülkenin çıkışı nerede?

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı muhalefetin geçiş süreci formülü mü?

Kadınların seçilme hakkı sahiden var mı?

İktidar ne zaman kaybeder, muhalefet ne zaman kazanır?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus