Öner Günçavdı yazdı: Siyasi çıpalar ve enflasyonla mücadele

Doksanların sonunda toplumun canına tak deyince, yüksek enflasyonla mücadele etme iradesi depreşti. Büyük Marmara Depremi’nin uluslararası camiada yarattığı sempatiyi arkasına alan hükümet, ülke içindeki birlik ve beraberlik havası yürütülecek mücadelenin farklı kesimlerde doğuracağı toplumsal muhalefetin azalmasına neden oldu.

Ekonominin kurumsal yapısı mücadelenin nasıl yapılacağı ve nasıl bir politikanın uygulanacağı konusunda çok fazla seçenek bırakmıyordu o günkü iktidara. Öncelikle hem mal piyasaları, hem de mali piyasalar bakımından dışa açık olmak ve 32 numaralı kararnamenin sermaye hareketleri için yarattığı imkânlar, bu seçeneklerin daha da azalmasına yol açmıştı. Enflasyonla ya bu kurumsal sınırlar içinde mücadele edilecek, ya da mevcut kurumsal yapının değişimi sağlanacaktı. Birincisi geçmişte sürekli tercih edilmiş ve geçici başarılar elde edilmişse de, yüksek enflasyonun ülke gerçeği olması bir türlü engellenememişti. Şimdi yapılması gereken, kurumsal yapının sınırlarını zorlamak ve ekonomide yapısal manada bir değişimi sağlamaktı.

Kısıtlayıcı bir diğer neden ise, Türkiye’deki enflasyonun çok uzun süredir devam ediyor olmasıydı. Bu, kronik bir hal almış olan enflasyonda atalet oluşmasına yol açmıştı. Bu ataletin en önemli kaynağı ise, yapılan mücadeleye olan inançsızlık ve bunun neticesinde ikna edilemeyen halkta oluşan “enflasyonist beklentilerdi”. Karar alıcılar ne derse desin, kamuoyu açıklamalara inanmıyor ve geleceğe yönelik hep daha yüksek enflasyon beklentisi içinde oluyordu. Geleceğe yönelik yapılan kontratlarında da bu yüksek enflasyon beklentilerini referans alıyorlardı. Enflasyon enflasyonu doğuruyor, her geçen yıl daha da yüksek enflasyona maruz kalınıyordu. Neredeyse ekonomide beklentiler yoluyla “kendi kendini doğuran bir kehanet” hali oluşuyordu. Dolayısıyla mücadelenin en önemli unsurunu da, bu enflasyonist beklentilerin kırılabilmesi oluşturuyordu.

“Enflasyonist beklentilerle” kastettiğimiz, geleceğe yönelik beklenen enflasyonun bugünkünden daha yüksek olacağına duyulan inançtır. İnsanlar böyle bir inanca tecrübeleri neticesinde ulaşırlar. Önceleri verilen vaatlerin yerine getirilmemesi, vatandaşa söylenilen enflasyon hedeflerine bir türlü ulaşılamaması ve neticesinde hep daha yüksek enflasyona maruz kalınmış olunması böyle bir inancın oluşmasına yol açar. Diğer bir deyişle, vatandaşın para otoritesinin verdiği sözlere karşı güvensizliği neden olur bu tip beklentilerin oluşmasına. Bu bakımdan enflasyonla girişilecek bir mücadelede öncelikle bu güvenin oluşturulması önemlidir. Bu güveni sarsacak her şeyden kaçınmak gerekir.

Özellikle sermayenin mobil olduğu bir ekonomide, böyle bir güven eksikliği ülkenin finansal dengelerini sarsacak nitelikte şokların oluşmasına yol açabilmektedir. Yerel para birimine güveni azaltan para politikası uygulamaları, iktisadi birimlerin yabancı paralara yönelmesine neden olurken, merkez bankasının para politikasının kapsamının da daralmasına, bu şekilde etkinliğinin azalmasına yol açar. Böyle bir ortamda etkin bir enflasyonla mücadele politikası izlemeniz güçleşir. Bu yüzden güven eksikliği ve kurumsal yapının sınırları enflasyona karşı yürütülecek mücadelede tercih edeceğiniz araçların neler olacağının tespitinde etkili olacaktır.

Sermaye hareketlerinin serbest olduğu günümüz ekonomilerinde, olumlu enflasyonist beklentilerin (düşük enflasyon beklentisi anlamında) oluşturulabilmesi için birtakım yöntemler bulunmaktadır. Elbette öncelikle güvenilir bir siyaset elzem hem söylemde, hem de eylemde. Ardından teknik manada beklentileri sabitleyebileceğiniz araçlara ihtiyacınız var tabi. Bu bazen kurlardaki yıllık değişim oranını sabit tutacağınızı açıklayarak, ya da yılsonu enflasyonuna ilişkin bir hedef açıklayarak yapılabilir.  Ama her iki durumda da önemli olan verilen bu sözlere kamuoyunun ikna edilmesidir. Normal beşeri ilişkilerde olduğu gibi, açıklık, hesap verilebilirlik, söz veren kurumun kamuoyu nezdinde yürüteceği etkin bir iletişim stratejisi ile güven inşası bu tarz mücadelenin en önemli ayağını oluşturur. Ancak mücadelenin önemli unsurları sadece bu iktisadi gerekler değildir.

Doğaldır ki, bu politikadan geri dönmeyeceğiniz konusunda yaygın bir inancı (yani güveni) toplumda oluşturmanız gerekmektedir. Bunun yolu daha bütünleştirici (bölücü ve kutuplaştırıcı değil) bir siyasi dili benimsemek ve uygulamaktır. Bu son noktanın, ülkemiz özelinde çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Diğer bir deyişle, siyasi manada iktidar olmaya yeten yüzde 51’in desteğinin, ekonomik manada enflasyonla mücadelede yeterli olmayacağının bilinmesinde yarar var. Mücadelede, tartışmasız toplumun tamamının desteği şart. Bu yüzden enflasyonla ciddi mücadeleye girecek bir iktidarın, çok daha kapsayıcı bir söylemi benimsemesi sağlaması gereken önemli koşullardandır.

İkinci aşamada, enflasyonla mücadele ederken, iktisadi çevrenizin ve genel olarak iktisadi ilişkilerinizin oturacağı siyasetin temellerini belirlemeniz gerekir. İktisadi teknik açısında doğrudan enflasyonla mücadele modeli içinde düşünülmese de, ekonomik karar alım süreçlerini ve kararların niteliklerini belirlemesi bakımından, dolaylı yoldan da olsa bu önemlidir. Kaldı ki bu, alacağınız kararların tabi olacağı kısıtların tespiti ve yapacağınız iktisadi uygulamalarınızın oluşturmasını istediğiniz beklentilerin sınırlarının belirlenmesi anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, 2002 sonrasında Türkiye’nin AB üyelik perspektifine sahip olması ve bu kapsamda AB ülkeleri ile girilen iyi ilişkiler ülkenin ve ekonominin kaderini AB’nin kural ve uygulamalarına bağlı hale getirilmesi bunun en güzel örneğini oluşturur. Böyle bir ilişki içinde olmak, iktisadi ilişkilerin kapsamı ve niteliği konusundaki belirsizliklerin ortadan kalmasına, bu ilişkilerde hangi normların referans alınacağının belirlenmesine yardımcı olur. Dolayısıyla bugün karşı karşıya kaldığımız enflasyonla mücadele için böyle uluslararası ilişkilerde de birtakım yükümlülükler içinde olmamızın yararı olacaktır. Özellikle ticaret ve sermaye ilişkilerimizin Batı ile olması, istikrarlı bir siyasi ilişkinin yine Batı ile kurulmasına ihtiyaç doğurmakta; bu da Batı normlarının ekonomide ve toplumda hâkim kılınmasına ihtiyaç duymaktadır. Kanımca enflasyonla etkin bir mücadelenin ikinci önemli koşulu istikrarlı uluslararası ilişkilere duyulan ihtiyaçtır.

Aynı şekilde ülkenin siyasi yönetim modelinin çizdiği sınırlar da, iktisadi faaliyetlerin işleyişini ve karar süreçlerinin niteliğini belirlemekte ve bu mücadelede önem arz etmektedir. Örneğin “tek adamlık” ile kuvvetler ayrılığını gözeten bir “parlamenter” rejim, ayrı ayrı iktisadi kararların niteliği üzerinde etkili olacaktır. Zira siyasi yapı ülkedeki iktisadi beklentilerin oluşma şeklini belirlemektedir. Belli bir siyasi yapı içinde, beklenti oluşturabilmek için kimi takip etmeli sorusunun cevabı bunun ekonomide alınan kararların nasıl alındığının da bir göstergesidir.  Özellikle tek adam rejiminin yaratacağı belirsizlik ortamında beklentilerin kontrolünde karşılaşılacak olan zorluklar, enflasyonla mücadelenin de başarısını olumsuz olarak etkileyecektir. Bu nedenle, istikrarlı, kurala dayalı bir siyasi sistemin çizdiği sınırlar içinde yapılacak bir enflasyonla mücadelenin başarı şansı daha yüksek olacaktır. Dahası ülkenin uluslararası ilişkilerde bulunduğu taahhütlerin kapsam ve niteliği de enflasyonist beklentileri kontrol etmede politikaların etkinliğini arttıracaktır. Bu yüzden enflasyonla mücadele pür iktisadi bir konuymuş gibi görünse de, beklentilerin yönlendirilebilmesinde siyasetin ve uluslararası ilişkilerin oluşturacağı çıpaların önemi yadsınamaz.

2001 sonrası enflasyon konusunda elde edilen başarının önemli nedenlerinden biri de siyasi alandaki bu ve benzeri gelişmelerdi. Sayın Nebati 2023 yılının Mayıs ayında tek haneli enflasyon rakamlarının yakalanabileceğinden bahsediyor. Ancak bu “başarının” geçerli bir enflasyonla mücadele programı olmadan yakalanacağı anlaşılıyor. En azından niyet böyle. Öte yandan enflasyon beklentilerinin kontrolü bakımından ne siyasi alanda, ne de uluslararası ilişkiler alanında herhangi bir çıpa oluşturulduğunu göremiyoruz.

Şu an için enflasyonla mücadelede elimizde sadece Sayın Bakanın iyi niyeti, cana yakınlığı ve insani ilişkileri bulunuyor. Ancak bunların hiçbiri etkin bir enflasyonla mücadelede olmazsa, olmazlardan değil. Belki de, bunlar yine Sayın Bakanın daha önce ifade ettiği gibi, uygulamakta oldukları “heterodoks” yaklaşımlarının unsurlarıdır.

Kim bilir?

Öner Günçavdı’nın önceki yazıları:

Ekonomide uluslararası camianın bir parçası olmak

Para otoritesinin enflasyona bakışındaki değişim

Muhalefet ekonomide ne yapmak istiyor? Gözlem ve içe dönüş

Türkiye’nin refah arayışı ve siyaset

İki bin yirmi bir

AKP’nin kendi tabanına ihaneti

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus