Ruşen Çakır yazdı: Laiklik “out”, sekülerlik “in”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’nin 1990’lı yılları “laiklik” tartışmalarıyla geçti. Zira İslami hareket yükselişteydi, Refah Partisi 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara’yı kazanarak büyük bir zafer elde etmiş, Aralık 1995 seçimlerinden birinci parti olarak çıkmış, kısa bir süre sonra da Doğru Yol Partisi ile koalisyon kurmuştu. Necmettin Erbakan’ın ilk kez başbakan olması ülkedeki laiklik tartışmalarını iyice tırmandırdı ve 27 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında ordu üst kademesi, bu tartışmaları ve toplumda ortaya çıktığını iddia ettiği “laiklik kaygıları”nı bahane ederek sitesi gidişata müdahale etti ve Refahyol hükümetinin sona ermesine neden oldu.

28 Şubat sürecinin yabana atılmayacak bir sivil ayağı vardı ama esas aktör Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) idi. Görünürde TSK toplumun laiklik kaygılarını ortadan kaldırmak adına öne çıkmıştı, aslında olan TSK’nın devletin denetimini kaybetmemek için toplumun belli kesimlerini ve bazı kuruluşlarını laiklik iddiasıyla kendisine kalkan yapmasıydı.

AKP iktidarında roller değişiyor

Fakat 28 Şubat süreci hiç de iddia edildiği gibi “bin yıl” sürmedi ve RP’den türeyen partilerden AKP 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde yüzde 34 oy almasına rağmen tek başına iktidara geldi. Kuşkusuz laiklik ekseninde tartışmalar şekil değiştirse de yeniden başladı. Bu sefer sivil toplum daha fazla ön plandaydı; “Cumhuriyet mitingleri”nin ana teması tabii ki laiklikti. Ordunun da her an duruma müdahale etmesi ihtimal dahilindeydi, bu noktada birtakım iddialar da ortaya atıldı ancak olmadı. Bunun yerine Anayasa Mahkemesi AKP’nin kapatılması istemini görüşmeye başladı.

Fakat 28 Şubat’tan farklı olarak bu kez iktidardaki AKP karşı hamleye geçti. İttifak yaptığı Fethullahçılar’ın polis, yargı, medya vb.’deki güçlerini yanına alarak, hatta esas olarak onları öne çıkararak Ergenekon, Balyoz gibi davalarla geniş kapsamlı bir tasfiyeye girişti. Ve başarılı oldu.

Bütün bu iktidar savaşları sürecinde, ilginç bir şekilde “laiklik” kavramı çok geri planda kaldı. Ta ki dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan 2007’de Genelkurmay internet sitesinde, cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’ün eşinin başörtüsünü bahane ederek “sözde değil özde laiklik” çıkışına kadar. Ne var ki bu çıkış geri tepti, AKP ülkeyi erken seçime taşıdı ve aynı yıl 22 Temmuz’da oyların yaklaşık yüzde 47’sini alıp iktidarını korudu, Gül de TBMM tarafından cumhurbaşkanı seçildi.

Laikliğin değerinin anlaşılması

Yaklaşık 30 yıllık bir zaman diliminde iktidar savaşlarının laiklik/dindarlık ekseninde cereyan etmesi ya da öyle görüntü verilmesi nedeniyle gerek laiklik gerekse İslamiyet çok ağır yaralar aldı. Şimdi AKP ve Erdoğan iktidarının derin bir krize girmesiyle birlikte, başta genç kuşaklar olmak üzere toplumda yeni arayışların öne çıktığını gözlüyoruz.

Din konusunda çok şey yazıldı, söylendi. Örneğin muhafazakâr ailelerin çocuklarında deizm, hatta ateizm gibi eğilimlerin etkili olduğu iddia edildi; en azından ebeveynleri gibi dine ilgi duymadıkları, mesafeli oldukları söylendi. Dine yönelik soğuklukta Erdoğan-Fethullah Gülen savaşının özellikle etkili olduğunu da vurgulamak gerekir.

Ne var ki laiklik konusunda çok ciddi tartışmalar göremiyoruz. AKP/Erdoğan iktidarının başı sıkıştıkça dine referans vermesi, seçmen tabanını konsolide etmeye ihtiyaç duyduğunda “yukarıdan aşağıya İslamileşme” olarak tanımlanabilecek adımlar atması laikliğin değerini yeniden ortaya koydu.

Bir kavram olarak laikliğin gözden düşmesi

Fakat ilginç bir şekilde, dinin devlet işlerine müdahale etmesinin yanlış olduğu düşüncesinin güçlenmesine rağmen bir kavram olarak “laiklik” çok fazla gündeme gelmiyor. Bunun yerine, 90’lı yıllarda pek az kullanılan “sekülerlik” kavramının daha fazla kullanıldığını görüyoruz.

Örneğin geçmişte İslami hareketin yükselişine paralel olarak genelde Türk milliyetçiliğinde, özel olarak ülkücü harekette de belli bir İslamileşmeye tanık olmuştuk. Bugünün yeni milliyetçi gençlerinin -ki büyük ölçüde ülkücü hareketle de aralarına mesafe koyarak- “seküler” bir duruş sergilediklerini ve bunun altını özenle çizdiklerini görüyoruz.

Öte yandan muhafazakâr aileleriyle yaşadıkları kopuşu ilan etmekten çekinmeyen gençler de kendilerini “laiklik”ten ziyade büyük ölçüde sekülerlikle tarif ediyorlar.

Keşke bizim gibi ülkeler için son derece değerli olan ve değeri yaşananlarla bir kez daha kanıtlanmış olan laiklik, birilerinin iktidar savaşlarında kalkan olarak kullanılıp bu kadar yıpratılmasaydı. Fakat bir yerden sonra kavramlar çok önemli olmayabiliyor, sonuçta gelinen nokta ülkemiz için olumludur. Kaybedilen onca enerjiye rağmen dinin devlet işlerine bulaştırılmasının, devlet eliyle insanların inanç ve yaşam tarzlarına müdahale edilmesinin yanlış olduğunun ortaya çıkması da bir kazanımdır.

Ruşen Çakır’ın önceki yazıları:

Erdoğan’ı kim, nasıl yenebilir?

Türkiye’de İslamcılık yeniden güçlenebilir mi?

İmamoğlu “İkinci Erdoğan” mı?

Türkiye sağa mahkum mu?

İslamcı aydınların yükselemeden düşüşü

Türkiye Fethullahçılık defterini tamamen kapattı mı?

Edirne-Kandil-İmralı hattı

Dün, bugün, yarın – Yedi soruda Türkiye’de cemaat-siyaset ilişkileri

Sezen Aksu olayı – Hedef alınan hepimizin dilleridir

On soruda Türkiye’de cemaatler

“Kendimden başkası için bir şey istiyorsam namerdim”

Sürdürülebilir sürdürülemezlik – Erdoğan’ın altı yöntemi

“Erken seçim” isteyip “baskın seçim”den ürkmek

En son ateş eden yine (büyük) burjuvazimiz oldu ve silahı tabii ki (yine) kurusıkıydı

Muhalifin muhalife propagandası ya da “Bana duymak istediğim şeyleri söyle”

Otoriter rejimlerde direnerek ayakta kalabilmek için -Sürdürülebilir cesaret

Yazmasam olmazdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus